Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

çocuk edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayır, Dona Cecilia. Yeryüzü, Ulu Tanrı'nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı'nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de...
Kendi çocukluğu Rubik Küpü gibidir insanın; farklı renklerin farklı yüzeylere rastgele dağıldığı, bütün bir hale getirmenin çokça çaba ve çalışma gerektirdiği ancak ufak bir kısmının bile bir araya gelişiyle insanı mutlu eden, oyuncak ile zorlu bir bulmacanın karışımıdır... Bütünleştirmek zor olsa da, her bir parçası ayrı ayrı değerlidir zira biri eksilse asla eskisi gibi bütünü oluşturma ihtimali kalmayacaktır ortada ve bu ihtimaldir bize bu oyuncağı sevdiren. 

"Çocukluğa dönmek" düşüncesi fazlasıyla romantikleştirilmiş, kişinin kendisini hep güzel olduğuna inandırdığı o yıllar özlemle anılmıştır çoğu zaman. Karanlığın, kötülüğün, yoksunluğun, sıkıntının, çocuk aklının almadığı ve alamayacağı için tahayyül etmede bile zorlandığı zorlukların esamesi okunmaz yıllar geçtikçe çünkü insan unutmaya yatkındır her daim. Unutmayan, unutamayan bir insanın bir an bile mutlu olabilmesi mümkün müdür ki? Nelere "asla unutmayacağım" demişizdir bir düşünün, ne günler hiç geçmeyecekmiş gibi gelmiştir sancısıyla da zaman üzerinden geçivermiştir buldozer gibi sadece izini bırakarak acıların. 

"Eeee?" diyecek olursanız söyleyeyim; eeee'si çocukluk boktandır biraz. Yani çocuklar güzeldir de, çocuk olmanın elle tutulur pek yanı yoktur bana göre. Tavana yapıştırılan fosforlu yıldızlar vardır bilirsiniz; gündüz çok ışık almazsa eğer, gece olduğunda azıcık bir parıltı saçar bir süre, sonra da kaybolur gider karanlık içerisinde. Çocukların dünyadaki hali ahvali de o türden; yeterince ışık alamıyorlar hiçbir zaman ve karanlık tarafından yutulup yitiyorlar ne yazık ki çoğunlukla. 

Alışılagelmişin dışında bir bakış açısıyla baktığınızda bunu gözler önüne seren bir kitap Jose Mauro De Vasconcelos imzalı Şeker Portakalı. Evet; Zeze'nin masumiyeti, zekası ve parıltısı okurun kalbini ısıtsa da, Portuga ile kurduğu ilişki "biraz olsun umut vardır her zaman" dedirtse de karşı taraftan baktığınızda, karanlık tarafından yutuluveren o küçük, fosforlu yıldızı görüyorsunuz. Eser çocuklar için "iyi insan olmanın erdemini" anlatsa da yetişkinler için, hele günümüzde, farklı mesajlar içeriyor.

Her şeyden önce sosyo-politik bir alt metne sahip Şeker Portakalı: Sınıflar arası uçurumun, ırkçılığın, ayrımcılığın ve yoksulluğun dikenleri üzerine kurulu kahramanımız Zeze'nin hikayesi. Aynı zamanda bir çocuğun, sadece bir çocuk olduğunu unutmamak gerektiğinin altını çizen bir hikaye. Aynı çocuğun farklı şartlar altında pek çok başarılar gösterebilecekken sadece hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalışı ve birazcık sevginin ne büyük farklar yarattığının hikayesi... Ama siz bakmayın böyle karamsar karamsar konuştuğuma; çocuklar için vazgeçilmez bir kitap Şeker Portakalı. Ülkemiz sınırlarında dahil edildiği çirkin konulara, sapkın algılara da kulak asmayın; tertemiz bir çocuğun tertemiz hikayesi. 

Benim de çocukluk yıllarında "okul zoruyla" yarım yamalak okuduğum -ve pek de sıkıldığımı hatırladığım- bir kitaptı Şeker Portakalı. Bahsettiğim sansür meselesi ortaya çıktığında hayal meyal anımsıyordum neyden bahsettiğini. Geçenlerde Can Yayınları'nın yeni kapağıyla geçiverince elime (ki bu radikal değişim sürecinde yayınevinin nadir başarılı tasarımlarından birisi olmuş Utku Lomlu imzası taşıyan bu kapak) yeniden okuma fırsatı buldum. Yetişkinler için ayrı, çocuklar için ayrı bir kitapmış meğerse Şeker Portakalı, bu sefer de bunları düşündürttü işte bana...

Çocuk olmak ne zor iş!

Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos - Can Yayınları, 182 s.
Paula'nın kitapları var, bir de gökyüzü. Kitaplara ve gökyüzüne sahip biri, bütün gününü yalnızca okumak ve seyretmekle geçirebilir, üstelik hiç canı sıkılmaz. 
Paniğe mahal yok! Haddimi aşıp bundan sonra çocuk kitapları hakkında da yazmaya karar vermiş değilim; zaten Bir Dolap Kitap gibi şahane bir çocuk kitabı bloğunun bulunduğu ortamda bana pek de laf düşmez diye düşünüyorum. 

Zoran Drvenkar imzalı Yerde Ağır Gökte Hafif'i okuma sebebim, daha önceden yazarın Onlardan Biri isimli kitabını okumuş olmam; aynı kalemin çocuklar ve gençler için yazdığı iki farklı eseri okuma merakım.

Yerde Ağır Gökte Hafif, Paula'nın kısacık hikayesini anlatıyor; tombul bir çocuk olan Paula, ailesindeki tek şişman fert olmasına takıyor kafayı. Kimse onu eleştirmese dahi havuzda batmasını; sandalyeler, bisikletler için ağır gelmesini dert ediniyor. Öyle ki artık büyükler de onu eskisi gibi havalara fırlatamıyor, herkes "bel ağrısından" muzdarip. Derken Avustralya'dan Hiram Amca geliyor, o Paula'nın kilo aldığının bile farkında değil, hop diye fırlatıveriyor havaya. Fırlatış o fırlatış, Paula havada asılı kalıyor, kuşlar gibi süzülüyor. Bir yusufçuk, bir mendil kadar hafif hissediyor kendisini. Ailesi aşağı inmeye ikna edemiyor kahramanımızı, insanlar gelip seyrediyor, bir keresinde televizyondan dahi geliyorlar! Sonra mı? Sonrası kitapta...

Peter Schössow'un çizimleriyle güçlenen ve iyice sevimli bir hal alan, şiirsel bir anlatım kullanmış Drvenkar eserde. Mesaj verme kaygısı gütmediğini hissettiriyor, verdiği mesajı da kör göze parmak sokar gibi dikte etmiyor. Kendinizle barışık olma, insanları umursamama meselesini mizahi ve keyifli bir dille aktarıyor. 

"Yetişkinler de çocuk kitabı okumalıdır" diyor sevgili Banu ve Yıldıray burada, çok da doğru söylüyorlar. Okuyunuz efenim, okuyunuz! 

Yerde Ağır Gökte Hafif - Zoran Drvenkar, Günışığı Kitaplığı - 90 s. 
Hayal etmeyi bilmeyenler her şeye inanmaya hazırdır.
Küçükken okuma şansını bulamadığım kimi klasikler ve ilgimi çeken birkaç kitabı saymazsak yaş aldıktan sonra oldukça az çocuk kitabı okuduğum söylenebilir. Burcu Aktaş'ın ikinci kitabı Durmayalım Düşeriz de ikinci kategoriden girdi kitaplığıma, merakımdan dolayı okuduğum bir kitap oldu. İsminin naifliği ve sahiden çok beğendiğim kapağı ile sevgili Aslı Tohumcu'nun buradaki yazısı birleşince ben de okumak istedim. 

Hayal gücünün bir nevi kutsallığına inanır mısınız? Ben inanırım: Ne büyük etkiler yaratabileceğini, ne dramatik senaryolar yazabileceğini, insanları nasıl da farklı kılabileceğini biliyorum. Öyle ki hayal gücünü yitirmeyen insanların "iyi insanlar" olacağına dair beklentilerim vardır. Hatta bundandır; çocuklardan gayrı tek gerçek hayal gücü sahipleri, sanatçılar, çokça hayal kırıklığına uğratmıştır beni. 

Durmayalım Düşeriz, kimi benim diyen polisiyelere taş çıkarır cinsten bir sürükleyiciliğe sahip. Yokuşpaşa sakinleri, kaybolan kızı Asuman için feryat eden İzzet'in acı çığlığıyla yağmurlu bir sabaha uyanıyorlar. Evlerinin kapıları birbirine bakmasına rağmen gerekmedikçe sohbet etmeyen, komşuluk bir yana arkadaşlıktan dahi sakınan Yokuşpaşalılar, İzzet ya da kızının iyiliğinden çok, dizginleyemedikleri meraklarından dolayı bu garip kaybolma hikayesinin ardına düşüyorlar. Araştırmaları sürer, garip olayların ardı arkası kesilmezken, yavaş yavaş mahalle hayatının canlanışına şahit oluyor ve yokuş aşağı, hiç durmadan akan bir hikaye okuyoruz biz de, Nalan Alaca'nın enfes çizimleri eşliğinde... 

Bu heyecanlı kurgunun yanında, hayal gücünün bahsettiğim türden kutsallığı da hikayemizin fonuna eklendiğinde dört başı mamur bir çocuk kitabı çıkmış ortaya. Kitabın ismi gibi, Yokuşpaşa sakinleri de naif insanlar; Zemin Kat Kemal, Bakkal Osman, Şaşa, Asuman'ın arkadaşları Özge ve Tahsin hatta mahallenin kedisi Meze... Bütün bu (artık nostaljik mi demek gerek, bilemiyorum) safiyet, ister istemez bizim neslin son demlerini yakaladığı sokakta oyun oynamanın, mahalle yaşamının güzelliğini anımsatıyor. Hepsi bir yana, en çok da yarattığı merak ve akıcılığı ile sadece çocuklara değil, herkese hitap eden bir kitap Durmayalım Düşeriz

Söyleyecek pek fazla söz yok; yaşlanmış ama büyümemişseniz, hayal gücüne ve hayal gücünüze inancınızı yitirmediyseniz severek okuyacağınız bir kitap. Hediye edeceğiniz, okuyacağınız bir çocuk da varsa etrafınızda, ne âlâ!

Durmayalım Düşeriz - Burcu Aktaş, Doğan Egmont Yayıncılık - 92 s.