Öne çıktım, "Göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok," dedim. "Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar."Üst Kattaki Terörist
Erken Kaybedenler, erkek çocukların ağzından yazılan öykülerden oluşuyor. Yaşları 13-14'ü geçmeyen, kah aşk acısı kah varoluş sancısı yaşayan, mahallede top oynayan, sahilde kumdan kaleler inşa eden çocuklar bunlar, yani hepimizin bildiği, tanıdığı çocuklar... Sekiz öyküden mürekkep kitap, Cemil Meriç'ten "Acılar hatıralaşınca güzelleşir" alıntısıyla karşılıyor okuru -ki esere hakim duyguyu anlatmak için daha iyi bir seçim yapılamazdı kanaatimce. Serbes'in öyküleri öyle duygu yüklü, öyle "gerçek" ki kitaba kapılmak işten bile değil. İster istemez -bir okur olarak- sık sık yazarın "gelişine yazdığı" izlenimi edindim öykülerden; irdelemeden, üzerinde durmadan, adeta içten geldiği gibi kaleme alınmış öyküler.
Kitabın en büyük kusuru dili. Öykü kahramanlarının yaşadıkları ve hatta düşündükleri on üç yaş için örneğin, gayet gerçekçi olsa da bunları ifade şekilleri bir, hatta iki beden büyük gelmiş hikayelere. Çocukların ağzından anlatılan hikayelerin kurgu edilişi ve dile getirilişi karakterlerimizi ayan beyan "büyümüş de küçülmüş" bir çizgiye sürüklüyor; yani aslında hepsinin bir yetişkin tarafından yazıldığı sık sık hatıra geliyor ve eserden anlık kopmalara sebep oluyor. Elbette kimsenin hikayeleri "gerçekten çocukların anlattığına" inanmak isteyeceğini düşünmüyorum ancak anlatılanların gerçek olmadığını "unutturmak" maharet gerektiriyor -ki Serbes bu hüneri sergileyememiş maalesef.
Bahsi geçen yeteneğin en ala örneklerinden birini Salinger, hiç de beğenerek okumadığım, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ında sunar. Başkahramanımız ve anlatıcımız Holden Caulfield kelimenin tam anlamıyla bir ergendir ve kitap boyunca bunu unutmamız mümkün olmaz; hikayesini, bizzat kendi ağzından dinlediğimize ikna oluruz. Öyle ki beni eserden uzaklaştıran ilk etmenlerden birisi, kendisinin bitmek bilmez ergen zırvaları olmuştur -ki gerçekçiliğini varın siz tahayyül edin! Öte yandan J. Safran Foer'in Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın kitabında sekiz yaşındaki Oscar sıkça "yaşından büyük" laflar etse de Foer, karakterin "dahiye yakın bir zekaya sahip olması" jokerini kullanarak telafi etmiştir durumu örneğin. Bahsetmezsem eksik kalacak bir başka örnek Emma Donoghue imzalı Oda olacaktır; 5 yaşındaki Jack'in anlatısı neredeyse "Bu çocuk bu yaşta yazı yazmayı nereden öğrenmiş?" dedirtecek cinstendi, takdire şayan.
Bu ufak "çocukların ağzından yazılmış kitaplar" hatırlatmasının ardından konumuza dönecek olursak; dil meselesine bu denli takılmamın sebebi, her yönüyle enfes olabilecek bir eserin bu büyük handikap sebebiyle "keyiflik" bir hal alması. Kurulan duygu dünyasına hayran olmamak elde değil; hikayeleri okurken hüzünden, sevince; acıdan, kahkahaya sık ve ani geçişler yaşıyoruz -ki çocukluk dediğimiz tam da bu değil midir? Yere düşen dondurmasının ardından yaygara kopartan çocuk değil midir baloncuyu gördüğünde neşelere gark olan? Ya da düşüp de canı yandığında ağlama hazırlığı yaparken herkesin gülmesi üzerine kahkahalar koparan? İşte böyle bir eserde anlatım dilindeki bu eksiklik sadece gerçekçiliği öldüren bir unsur olarak çıkmıyor karşımıza; yer yer didaktikleşen ve rahatsız eden, yer yer ise kurguyu vasat bir seviyeye çeken bir handikap.
Bu şartlar altında Serbes'in son kitabı Hikayem Paramparça merak ettiklerim arasına girdi. Hikayelerde yaş unsurunun ortadan kalkması beklentimi karşılayabilir diye ümit etmekteyim. Öte yandan tam aksi bir sonuç almam da olası, dolayısıyla kafam karışık bu konuda biraz.
Özetle Erken Kaybedenler, çok daha iyi olabilecekken vasat kalmış ama okuması çok keyifli, huzurlu ve eğlenceli bir kitap.
Erken Kaybedenler - Emrah Serbes, İletişim Yayınları - 143 s.
