Gazze Blues etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazze Blues etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Görece uzun zaman evvel okuduğum, dolayısıyla hakkında uzun uzun yazamayacağım ancak yine de paylaşmak istediğim kitaplar...
Yalıda Sabah - Haldun Taner
Haldun Taner, döneminde öykücülüğü ile ön plana çıkmış olsa da, günümüzde daha çok oyun yazarı kimliğiyle biliniyor oluşu, özellikle yeni nesil okur için bir nevi kayıp olarak addedilebilir çünkü Taner de tıpkı Sait Faik gibi öykü severlerin ve genç öykü yazarlarının mutlaka tanıyıp okuması gereken yazarlardan bana göre. Yalıda Sabah, öykülerinde kullanılan dil, kurgu ve bunlardaki çeşitlilikle dikkat çeken bir kitap. Özellikle doğa tasvirlerinde, şairaneliğin ötesinde ruhani olarak tanımlayabileceğim bir niteliğe haiz öyküler. Haldun Taner'in bir nevi alamet-i farikası olan alaycı yaklaşımdan, zamanın deyimiyle humordan da bolca nasibini almış elbette hikayeler. Anlattığı ister toplumsal bir mesele olsun, ister birey nezdinde bir değerlendirme yapsın, incecik de olsa bir dokundurmada bulunmadan geçmiyor hiç yazar. Öte yandan okuduğum bir önceki Taner kitabı, Onikiye Bir Var'daki öyküler kadar altı dolu öyküler değil Yalıda Sabah'ın öyküleri: Biraz daha havai, biraz daha yüzeysel ancak aynı derecede lezzetli.
Dokuz Öykü - J.D. Salinger
Gazze Blues - Etgar Keret & Samir El-Youssef
"Boktan bir kitap. Belki iki... pardon, üç öykü hariç, gerisi bir boka yaramaz." Bunu ben söylemiyorum, Keret'in bir karakteri söylüyor. Bir kere enfes kapak tasarımı ve ilgi çekici ismiyle büyük beklentiler oluşturan bir kitap Gazze Blues. Kitabında arkasında yatan hikaye ise daha da ilgi çekici: Bir bomba saldırısının ardından Filistinli Samir El-Youssef, İsrailli Etgar Keret'i arayarak "Bir şeyler yapmamız gerek!" diyor ve birlikte bir kitap yapmayı teklif ediyor. Böylece Keret'i okuyan ve kendisini hiçbir zaman okumayacak onlarca insana ulaşmayı ve "iki tarafı da insanlıktan çıkarmanın çok kolay olduğu bir konuda tarafları insancıllaştırmak için bir çaba göstermeyi" hedefliyor; başarılı da oluyor. Kabul edelim; Gazze Blues olmasaydı bizlerin de Youssef'un ismini duyma ihtimalimiz düşüktü gerçekten. Ancak tüm bunlara rağmen vasat bir kitap Gazze Blues. İsrailli yazarın hali hazırda başka kitap ve dergilerde yayımlanmış 15 öyküsünün, Filistinli yazarınsa 43 sayfalık tek bir öyküsünün yer aldığı kitabı kurtarmaya ne Keret'in muzip dili ne de Youssef'un samimi anlatımı yetmiş. Hoşuma giden tek tarafı, tema olarak ağdalı ve ajitasyon dolu bir Filistin-İsrail çatışması yerine, bu insanlık dramının fon oluşturduğu günlük olayları ve bireysel sıkıntıları seçmeleri oldu. Hikayenin özüne, gerçeğine baktığımız hissi yaratıyor bu durum. Bunun dışındaysa belki iki... pardon, üç öykü dışında pek de dişe dokunur bir şey yok.
Ortadoğu meselesi en çok konuşulan ve taraflarınca da (hatta en az onlar tarafından) olmak üzere en az anlaşılan sorunların başında. Ortadoğu öylesine karışık ki zirveler, krizler, saldırılar arasında insanlar kaybolup gidiyor. Konu üstüne on binlerce araştırma kitabı yazılmış olsa da edebiyat kadar olayın insani boyutunu iyi anlatan nadir. Ben de hem Arapların hem de Yahudilerin öykülerini abartısız, içten ve barışçıl şekilde anlatan iki edebi kitabı ele aldım: Limon Ağacı ve Gazze Blues.
Limon Ağacı - Sandy Tolan
Limon Ağacı bir roman ama onu sadece böyle tanımlamak yetersiz olur. Yirmi sayfalık kaynakçasıyla Limon Ağacı kapsamlı ve derin araştırmaların sonucu, içinde kurgu ve öyküleme de olan bir tarih kitabı neredeyse. Tolan, iki tarafın da kendi açısından defalarca anlattığı Arap-İsrail çatışmasını iki tarafa da eşit (uzaklıkta değil) yakınlıkta durarak ve gerçeklere dayanarak anlatmış. Beşir ve Dalia'nın öyküsü ise olayın insani boyutunu yansıtmada başarılı olmuş.
Limon ağacı Ramla'daki bir evin bahçesinde yeşermiş, önce Beşir'in ailesine eşlik etmiş, sonra Filistinliler evlerini terk etmek zorunda kalınca ve Avrupa'daki zulümden kaçan Yahudiler Filistin'e gelince ev Eşkenazi ailesine tahsis edilmiş ve ağaç Dalia'ya arkadaş olmuş. Bu iki insanın ve ailelerinin hayatı ülkelerinin kaderiyle bir şekillenirken evini ziyaret eden Beşir ile aynı evi yurt bellemiş olan Dalia'nın diyaloğu bölgede özlenen bir şeylerin emsali gibi.
Kitap iki baş kahramanın öyküsünden çok tarihi bilgilere sayfa ayırmış. Çoğu zaman kronolojik olmayan anlatım olayların doğal karışıklığı ve uzun cümleleriyle de birleşince sadece bir roman okumak isteyen okuyucu için bezdirici olabilir. Bu konuları az biraz bildiğim halde ben de yeter artık kaç sayfa daha müzakereleri okuyacağım dedim. Sırf bu yüzden çok güzel bir roman alın okuyun diyemiyorum. Diğer yandan Ortadoğu meselesine meraklı ama nerden başlayacağını bilemeyenler, meselenin bir tarafını tutup diğer tarafını şeytan olarak görenler, olayları sadece gazete haberlerinden takip edip fikir sahibi olanlar için çok faydalı olacak bir kitap.
İlk baskısında çevirinin ve düzeltinin düşük niteliğinden şikayet edilmiş; benim okuduğum ikinci baskıda ise bunlar bir ölçüde giderilmiş. Yazardan mı çeviriden mi kaynaklandığını bilemediğim bir tutukluk (yer yer) var ama okuma zevkinizi öldürecek kadar değil.
İlk baskısında çevirinin ve düzeltinin düşük niteliğinden şikayet edilmiş; benim okuduğum ikinci baskıda ise bunlar bir ölçüde giderilmiş. Yazardan mı çeviriden mi kaynaklandığını bilemediğim bir tutukluk (yer yer) var ama okuma zevkinizi öldürecek kadar değil.
Gazze Blues - Etgar Keret & Samir El-Youssef

Etgar Keret İsrailli, Samir El-Youssef ise Filistinli. Kitabın arka kapak yazısına bakarsak yine bir bomba salsırısından sonra çok önceden beri birbirini tanıyan ve benzer görüşleri paylaşan iki arkadaştan Samir Etgar'ı arayarak ortak bir öykü kitabı yayımlamayı önermiş. Sonuç da hiç fena olmamış hani.
Kitap Keret'in on beş kısa (2-3 sayfalık) öyküsüyle başlıyor. Vakumlama, Şoşi, Ayakkabılar gibi bazı öyküler Yahudilik ve Arap-İsrail çatışması ile ilgili, bazılarıysa Ortadoğu özelinde bir gönderme veya konu içermiyor. Kitaba adını veren Gazze Blues da Keret öyküsü, kitabın en silik öykülerinden biri olmasına rağmen adı kitaba verebilmesini kitabın temasını on ikiden vuran bir çağrışım yapmasına bağlıyorum. Yazarın hikayelerinin çoğu daha önce başka kitaplarında yayınlanmış. Eğer daha önce Keret öyküsü okuduysanız önce bir kitabın içine bakın, hayal kırıklığına uğramayın.
Böylece ilk kez Keret okumuş oldum ve dozunda gerçeküstücülüğü ile mizahı çok hoşuma gitti. Anlatımı akıcı, kurgusu birkaç sayfalık öykülerde bile kıvrak. Bu benim için deneme boy Keret gibi oldu, şimdi bir roman/novella yazsa da okusam diyorum.
Youssef ise Canavarın Susadığı Gün adlı tek ve uzun bir öyküyle kitapta yer almış. Lübnan'daki mülteci kampında yaşayan ve Batı'ya göçmenin yollarını arayan Bassam'ın hayatından, çevresindekilerin hayatından bir kesit. Dolandırıcılık, arkası boş söylemler, zor şartlara dayanmayı sağlayan hayalperestlik diz boyu. Öyküde hiçbir şeyin güvenilir ve değişmez olmadığını, zeminin kayganlığını hissediyorsunuz. Anlatımı son derece akıcı, karakterleri güçlü. Bu yüzden öykü macera dolu olmasa da sayfaları arka arkaya çeviriyorsunuz. Youssef'in de Keret gibi hoşuma giden, buruk bir mizahı var. Olumsuzluklara dayanmak ve onları anlatmak için iki yazarın da geliştirdiği ortak bir silah mı bilemem.
Yazarların güzel alatımıyla birleşen güzel bir çeviri var bu kitapta. Okurken ''siktirici'' (fucking? siktiğimin?) ''sihirli gerçekçilik'' (büyülü gerçekçilik?) gibi bana garip gelen birkaç kelime dışında okuduğumun çeviri olduğunu unuttum. Birkaç yazım hatası da olmasaymış müthiş olurmuş.
Eğer başka bir acılı bölge Afganistan'dan okuyacak bir şeyler arıyorsanız şöyle buyrun: Housseini'den Afgan Manzaraları

