Hayır, Dona Cecilia. Yeryüzü, Ulu Tanrı'nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı'nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de...
Her şeyden önce sosyo-politik bir alt metne sahip Şeker Portakalı: Sınıflar arası uçurumun, ırkçılığın, ayrımcılığın ve yoksulluğun dikenleri üzerine kurulu kahramanımız Zeze'nin hikayesi. Aynı zamanda bir çocuğun, sadece bir çocuk olduğunu unutmamak gerektiğinin altını çizen bir hikaye. Aynı çocuğun farklı şartlar altında pek çok başarılar gösterebilecekken sadece hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalışı ve birazcık sevginin ne büyük farklar yarattığının hikayesi... Ama siz bakmayın böyle karamsar karamsar konuştuğuma; çocuklar için vazgeçilmez bir kitap Şeker Portakalı. Ülkemiz sınırlarında dahil edildiği çirkin konulara, sapkın algılara da kulak asmayın; tertemiz bir çocuğun tertemiz hikayesi.
Benim de çocukluk yıllarında "okul zoruyla" yarım yamalak okuduğum -ve pek de sıkıldığımı hatırladığım- bir kitaptı Şeker Portakalı. Bahsettiğim sansür meselesi ortaya çıktığında hayal meyal anımsıyordum neyden bahsettiğini. Geçenlerde Can Yayınları'nın yeni kapağıyla geçiverince elime (ki bu radikal değişim sürecinde yayınevinin nadir başarılı tasarımlarından birisi olmuş Utku Lomlu imzası taşıyan bu kapak) yeniden okuma fırsatı buldum. Yetişkinler için ayrı, çocuklar için ayrı bir kitapmış meğerse Şeker Portakalı, bu sefer de bunları düşündürttü işte bana...
Çocuk olmak ne zor iş!
Şeker Portakalı, José Mauro de Vasconcelos - Can Yayınları, 182 s.
