Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

Suzanne Collins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suzanne Collins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açlık Oyunları'nın çok basit kuralları var: Her mıntıka ayaklanmalara karşı bir ceza olarak, haraç olarak adlandırılan, birer kız ve erkek evladını vermek zorunda. Bu yirmi dört haraç, içinde alev alev yanan bir çölden, dondurucu bir çorak araziye kadar her şeyi kapsayan, geniş bir açık hava arenasına hapsediliyor. Birkaç haftalık bir süre boyunca, yarışmacıların ölümüne mücadele vermesi gerekiyor. Ayakta kalmayı başaran son mıntıka galip sayılıyor.
Klişe bir deyimle "tüm dünyada fırtınalar estiren" bir seri Açlık Oyunları. Oldukça başarılı PR çalışmaları sayesinde sahiden de büyük satış oranları edinen, yan ürünlerden sinema filmlerine pek çok sektöre de uzanan bir başarı kazandı Suzanne Collins imzası taşıyan seri ve içimdeki popüler kültür kölesi "Ne varmış bu seride ki bu kadar tuttu?" diye düşündürdüğü için okumadan edemedim ben de... 


Malumunuz seri üç kitaptan oluşuyor: Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş. Seriyi uzunca bir süre önce, üç kitabı da aralarında görece uzun aralıklar bırakarak okumuş olduğumu belirteyim; kitapları genel çerçeveleri içerisinde ele almaya çalışacağım. Öyleyse başlayalım:

Açlık Oyunları

Hikayenin başladığı ilk kitap, distopik ögelerden beslenerek yola çıkıyor: Eskiden Amerika olarak bilinen kıta felaketlere sürüklenmiş, en sonunda da günümüz kapitalist sistemine benzeyen ancak daha acımasız bir sistemle yaşamaya başlamış insanlar. Bu sistemin bir getirisi olarak her yıl, her mıntıka (mıntıka: günümüz eyaletlerine benzeyen lokal yönetimler) yukarıda alıntıda bahsedilen kurallara sahip açlık oyunlarına katılmakla yükümlü. Kahramanımız Katniss Everdeen kendi mıntıkasının haraçlarından birisi oluyor ve hikayemiz oyunlara hazırlık sürecinin ardından oyunlar boyunca heyecan dozunu arttırarak devam ediyor. Kitabın sonu ise görece açık bitiyor; tek romanlık bir hikaye olsaydı da final sonrasında olanlar okurun hayal gücüne bırakılabilirdi ama devamının geleceğini bildiğiniz için sonra ne olacağını hayal etmek yerine merak ettiriliyorsunuz. 

Bu açıdan ele alındığında Collins, kurgu ve dil kullanımında sahiden hedefi on ikiden vuran bir atış yapmış; fazlasıyla sürükleyici ve akıcı bir iş çıkarmış ortaya. Özellikle son yılların en büyük sükse yapan eserlerini çıkarmış "genç-yetişkin edebiyatı" söz konusu olduğunda bu iki unsur büyük önem arz ediyor -ki serinin elde ettiği başarı ortada. Ancak iş ne zaman ki konuya geliyor, işte orada problemler baş göstermeye başlıyor: Collins'in yarattığı evren, distopya tasavvuru oldukça başarılı; hakikaten de derinlik kazanma potansiyeline sahip, toplumsal ve bireysel anlamda tüketim çılgınlığının, muktedir karşısındaki tavrın, ahlakın, bireyselciliğin ve daha pek çok konunun ele alınabileceği ve çağımız yaşantısına eleştiri getirebileceği bir zemine sahip. Ancak yazar tercihini bundan yana değil, kabaca "çok satmaktan" yana kullanmış zira bütün bu potansiyeli basit bir romantik-macera için heba etmiş. Elbette zaman zaman karakterler vasıtasıyla eleştirel yorumlara rastlamak mümkün olsa da, dünyanın en itici -neredeyse Alacakaranlık'ın Bella'sıyla yarışır- başkahramanı Katniss'in bitmek bilmez yürek hezeyanları, bencillik ile savaşımları ve bol bol iştirak ettiği aksiyonlu olaylar sayesinde bu eleştirel yorumlar sönük ve yetersiz kalıyor. Öte yandan başta da belirttiğim gibi dili ve kurgusuyla yakaladığı sürükleyicilik sayesinde oldukça keyifli bir okuma deneyimi yaşatıyor bu ilk kitap.

Ateşi Yakalamak

Serinin ikinci kitabı tam anlamıyla bir "geçiş kitabı." Seriyle bağlantılı olan ana hikayenin ilgili kısımları ilk kitabın sonuna veya üçüncü kitabın başına eklense de olurmuş açıkçası; gerisi kitap doldurmalık ve aksiyon yaratmalık bir metin kalabalığı. Sürükleyicilik konusunda, iş aksiyona geldiğinde yeteneğini yine konuşturmuş Collins ancak ana hatlarıyla kurgu ve olay örgüsü ilk kitaptaki kadar başarılı değil; özellikle giderek çirkinleşen ana karakterin ilişkiler konusundaki kafa karışıklıkları, hiçbir şeye vaktinde karar veremeyişi ve tam yaşının kadını olarak, her şeye ergen tepkisi vermesi sık sık bunaltıyor okuru. İlk kitaba benzer konusuyla tekrara düşmesi de tuzu biberi oluyor bu olumsuzlukların. 

Kitabın, okumamış olanlar için sürpriz bozan ihtiva eden konusuna gelirsek: Açlık Oyunları'nın her çeyrekte olduğu üzere 75. yılında da sürpriz bir değişikliğe gidiliyor ve şimdiye kadarki muzafferler arasından seçiliyor yeni oyuncular. Katniss'in mıntıkasındaki tek kadın muzaffer olması sebebiyle bizzat kendisinden kurtulmak için tasarlanmış bu yeni oyunlarda haraçlar birbirleriyle olduğu kadar lüks ve şatafat içerisinde yaşayan ve oyunları düzenleyen başkent Capitol'e karşı da savaşıyorlar. Katniss de kim düşman, kim yoldaş, kime aşık olsam, kime karşı savaşsam derken sürpriz bir finalle nihayete eriyor kitap. (Sürpriz bozan burada sona eriyor.)

Katniss'in kararsızlığıyla bağlantılı olarak gelişen olay akışı zaman zaman yoruyor okuru; kahramanımız kah isyan planları kurar kah kaçış yolları ararken birden her şeyin değişmesi ve kendimizi yine safi aksiyonun içinde bulmamız bütünlüğü baltalayarak soğutuyor kitaptan. Netice olarak karakterin derinleşememesi (ya da derinleştikçe çirkinleşmesi?) ve kurguya yedirilememiş geçiş kitabı karakteriyle Ateşi Yakalamak serinin en zayıf kitabı. Öyle ki etrafımdaki pek çok okur seriyi bu kitapla bırakmış ve üçüncü kitaba elini sürmemiş durumda. Üstelik tamamen havada ve neler olup bittiğini ancak üçüncü kitapla anlayabileceğimizi işaret eden finaline rağmen... 

Alaycı Kuş

Serinin son kitabı Alaycı Kuş; birinci kitaptan kötü, ikinci kitaptan iyi olarak değerlendirilebilir. Ana hikaye üzerinden ilerlerken yer yer güzel bir distopya olmaya yaklaşan ancak yine bu hikayeye zorla yedirilmiş aksiyon ve kısaca "Katniss" yüzünden bunu beceremeyen bir kitap. 

Kitabın sürpriz bozanlı konusu şöyle: İkinci kez açlık oyunlarından kaçmayı beceren Katniss kendisini Capitol'e karşı başlayan isyanın ortasında buluyor. İlk oyundaki kurnazlığı sayesinde devrimin de yüzü haline gelen hanım kızımız bu sefer de devrimcilerin oyuncağı olmakla Capitol'e esir düşen sevgilisini kurtarmak arasında gelgitler yaşıyor. Fonda devasa bir başkaldırı, kıran kırana bir mücadele sürerken biz yine sık sık kendisinin hezeyanlarına maruz kalıyoruz. Aynı zamanda pek çok eleştirel bakış açısını ana karakter üzerinden görebildiğimizi göz önünde bulundurursak elbette sadece işlevsiz değil Katniss; sadece sıkıcı. Sürpriz bozan olmayan taraftaysa politikanın çirkin yüzünü, idealler ile tavizlerin çatışmasını ve güç kavramının insan doğasındaki etkisini gözlemliyoruz. 

Alaycı Kuş'ta dikkat çeken ilk unsur güçlü kadın karakterlerle karşılaşmamız. Katniss de tüm itici yanlarına rağmen seri boyunca "kendi ayakları üzerinde durabilen, romantizm budalalığından uzak bir genç kız" olarak karşımıza çıkarken, son kitapta isyanın başındaki komutanın da kadın bir karakter olması, serinin genç dimağlara kimi mesajları aşılayabileceği göz özünde bulundurulduğunda, güzel bir duruş olarak çıkıyor karşımıza. Aynı şekilde savaşın ve yıkımın çirkin yüzünü kelimelerle ifade etmekte büyük başarı sağlamış Collins; Capitoln tüm gücüyle gerçekleştirdiği saldırıların neticelerini okurken kurguyla gerçek yaşam arasındaki benzerlikleri hatırlayıp üzüntü duymamak elde değil. Kitabın negatifler hanesinde ise hikayenin sündürülmesi yer alıyor; uzattıkça uzatmış, tabiri caizse eze eze anlatmış öyküsünü Collins
-o-
Global ölçüde popülerlik kazanan hiçbir eseri kaçırmamaya başlayan Hollywood, serinin ilk iki kitabını sinemaya uyarladı bile: 2012 tarihli Açlık Oyunları da, 2013 tarihli Ateşi Yakalamak da oldukça başarılı uyarlamalar olarak çıktı karşımıza. Bu duruma tüm iticiliğine rağmen Katniss'i bir parça sevebilmemizi sağlayan aktris Jennifer Lawrence'ın performansı ile hikayenin sinematografiye elverişliliğinin katkısı yadsınamaz elbette. İki parça halinde sinemaya aktarılacak olan üçüncü kitabın ilk filmi Alaycı Kuş: Bölüm 1 ise Kasım 2014'de vizyona girecekmiş. 

Bir başka popüler seri olan Millenium'un aksine Açlık Oyunları serisi hem edebi anlamda hem de düşünsel boyutta büyük bir tatmin sağlamaktan uzak maalesef. Hedef kitlesini çok doğru belirleyip çok doğru hamlelerle ilerleyen ve popülerlik kazanan bir "marka" Açlık Oyunları. Aksiyonu bol, kurgusu zevkli ancak o kadar; eğlenceli bir okuma deneyiminden başka pek de bir şey vadetmiyor. 


Son dönemim yükselen trendi genç yetişkin (young adult) türüyse onun da parlayan yıldızı Suzanne Collins'in kaleme aldığı Açlık Oyunları serisi olabilir. Son dönemde popüler olan fantezi türünün öğelerini bilimkurguyla karıştırarak sunması da cabası. Çok sürükleyici, yetişkinler için bile etkileyici gibi yorumları okudukça ben de bir şans vereyim dedim. Özellikle macera olsun, kendimi kaptırayım, kafamı boşaltayım istediğim bir dönemde seriye başladım ve uzun süreye yayarak Scholastic Press'ten çıkan baskısından okudum.

1. The Hunger Games (Açlık Oyunları)

Serilerin giriş kitapları hep en güzelidir. Özellikle de ilk kitap piyasaya sunulduğunda diğer kitaplar henüz yazılmamışsa, ilk kitap çok sevildiği için devamının geldiğini anlayabiliriz bence. Bu kitap da kurgusuyla, temposuyla karakterleriyle iyi bir kitap. Kolay bir dili var ve çok çabuk okunuyor. Kendinizi gerçekten kaptırabiliyorsunuz.

Kitap iç savaş sonrası 12 eyaletin üstünde tam tahakkümünü kurmuş olan Capitol'ün düzenlediği Açlık Oyunu'nu anlatıyor. Oyun başkenttekileri eğlendirmek ve eyaletlere 'akıllı olun ciğerinizi sökeriz' mesajı vermek için tasarlanmış. Her sene her eyaletten bir kız bir erkek iki çocuk seçiliyor. O sene özel olarak dizayn edilen arenada hayatta kalmaya ve birbirlerini öldürmeye zorlanıyorlar, sona kalan muzaffer olup eyaletine zengin olarak dönüyor, diğer 23 çocuğun aileleri de dahil herkes bu zalimliği bir festival havasında kutluyor, kutlamak zorunda kalıyor.

Kitapla ilgili en çok sevdiğim şey bu oyunun kurgulanışı oldu. Oyun hem kuralları hem icrasıyla enteresandı hem de Capitol'ün vermek istediği mesajı ve zihniyetini çok güzel özetliyordu. Diğer taraftan kitapla ilgili kaçmış bir fırsat hissi de yaşadım. Böyle yoksulluk, kötülük ve zalimlikle dolu post-apokaliptik bir dünyada ne güzel distopyalar veya ütopyalar yazılabilirdi. Kitap genç okuyucuya hitap ettiği için bu unsurlar teyet geçilmiş, baş kahraman Katniss Everdeen'in ergenlik duygusallıklarına ve Açlık Oyunları'nın adrenalinine daha çok yer verilmiş. Tercihtir, saygı duyarım.

Genç kızlar kendilerini Katniss ile özdeşleştirip çok seviyorlar mı bilmiyorum ama tahmin ediyorum öyledir. Katniss hem isyankar, hem de bunu bilinçli olarak yapmıyor. Hem Gale'e çok güçlü duygular besliyor ama "ona açılmasını" gerektirecek bir aşk duymuyor. Hem Peeta gibi yakışıklı, yetenekli, akıllı ve iyi huylu bir gençle öpüşüp koklaşabiliyor hem de yakın çevresine ve kendisine bunu istemeden yaptığını, yapmaya mecbur olduğunu söyleyebiliyor. Kelimelere dökemiyorum ama henüz kendini hem sosyal hem de cinsel açıdan tam tanıyamamış olan ergenin fanatzilerini süsleyecek bir şey. Hem her ergenin istediği şeyleri yapıyor hem de şartlar gereği bunlardan meshul değil. 

Bu kitap okunur, iyi zaman geçirilir, hatta Açlık Oyunlar hakkında düşünülür.


2. Catching Fire (Ateşi Yakalamak)

Önce şuradan başlayayım bence kitabın adı Türkçe'ye yanlış çevrilmiş. Ateşi yakalamak ne demek yahu? Catching fire alev almak, tutuşmak demek. İlk kitapta Katniss'in bir kıvılcım çaktığı defalarca söyleniyor. İkinci kitap isyanın geliştiği ve su yüzüne çıktığı kitap. Yani Panem'i isyan ateşi sarıyor, Katniss'in çaktığı kıvılcım yangına dönüyor. Kitaba bu adı veren kitabı okumamış mı?

Bu tepkimi gösterdikten sonra kitaba dönebilirim. Her ortanca kitap gibi bu kitabın da başı sonu yok, o yüzden diğerleriyle yarışamaz. Bu kitap [spoiler] zoraki çiftimizin zafer turuyla başlıyor. Zaten ilk bölümler Katniss'in gözünün korkması ve kendilerini bekleyen sonu umutsuzca değiştirmeye çalışmasıyla geçiyor. Ben Katniss'in Peeta'yı gerçekten sevmesi veya sevdiğine halkı inandırması neyi değiştirecek, neden bir kitap boyunca herkesin hayatı buna bağlıymış gibi davranılıyor anlamadım. Hala bunun fazla zorlama olduğunu düşünsem de üçüncü kitapta en azından bir cevap verilmiş.

İkinci diyeceğim de bu kitabın içinizi şişirme ihtimaliyle ilgili. Birincisi Katniss arenaya geri dönüyor. Sanki ilk kitabı tekrar okuyoruz.[spoiler] İkincisi de 400 küsür sayfalık kitabın dörtte biri Katniss'in iç sesiyle, endişeleri, üzüntüleri ve geçmişe dönüşleriyle geçiyor. Ufak bir olay için sayfalarca duygu-durum tahlili okumak pek bana göre değil. İki kitap arasına biraz zaman koymuştum, size de tavsiye ederim.

Kitabın sonunu okuduğumdaysa haksızlığa uğradığımı, büyük fırsat kaçırdığımı hissettim. İsyan beklerken bir baktım ben Katniss'in ergenlik duygusallıklarını, okurken olan olmuş.


3. Mockingjay (Alaycı Kuş)

Son kitap isyanın kitabı. Sonunda 75 yıldır Capitol'ün zulmü altında açlıkla, yoklukla, ölümle mücadele eden eyaletler Capitol ile savaşmaya başlıyor. [spoiler] Katniss evsiz ve yaralı halde 13. eyalette gözlerini açıyor. Hiç istemeden kıvılcımını çaktığı, istemeden sembolü haline geldiği ayaklanmanın maskotu olmaya zor da olsa ikna oluyor. Yine kitabın ilk yarısı yavaş ve hareketsiz. Beni daha çok hayal kırıklığına uğratan tarafı Katniss isyanın alaycı kuşu olmayı kabul edince yaptığı şey makyaj yaptırıp, karizmatik kostümler giyip 'biz yanarsak siz de bizle yanarsınız' gibi büyük laflar etmek olması. Kızımız isyancı ve savaşçı değil de bir televizyon yıldızı. Tek derdimiz 'propo'. Tüm teknolojisini savaş, sağlık ve eğlence alanlarına yoğunlaştırmış olan Panem'de bilgisayarda hazırlayacağı gerçekçi bir animasyonla da Alaycı Kuş'a istediğini söyletemez miydi? Coin'in bakış açısından küçük bir ergen kızı şımartmaya ve liderliği onunla paylaşmaya gerek var mıydı?[spoiler]

Neyse ki kitabın ikinci yarısında hep istediğim aksiyona kavuştum. Aslında aksiyon biraz anlamsızdı, [spoiler] Katniss zaten kendisine söz verilmiş olan Snow'u öldürme işini halletmek için cehennemin içine daldı. [spoiler] Olsun, isyanın reklam yüzü olmaktan bir adım öteye gitmesi benim için yeterliydi. Kitabın finaliyle ilgili aklıma yatmayan çok nokta var. [spoiler] Coin, Katniss'i ortadan kaldırması için gerçekten Peeta'ya mı güvendi? Paralı bir askere kargaşada kafasına sıkıver diyemedi mi? Prim'in ölmesini istediyse bile nasıl oldu da sağlık ekiplerinin askerlerden önce savaş hattına girmesine izin verildi? Katniss nasıl oldu da ölümle cezalandırılmadı? Hatta nasıl oldu da ödül gibi sürgüne gönderilmekle kurtuldu? Bir psikiyatristin 'zaten kafası gidik ben onu tedavi ederim' demesi nasıl yeterli oldu? Snow'la Katniss'i aynı binanın iki farklı kanadına yerleştirip araya iki nöbetçi koymak nasıl bir saçmalıktı? Bin sayfa boyunca ölmesini beklediğimiz Snow nasıl eceliyle öldü? [spoiler]

Final ne kadar acelece yazılmış gibi dursa da, ne kadar sonu tatlı bağlanmaya çalışılsa da bana hüzün verdi. [spoiler] Katniss önceki iki kitapta okuyla öyle atışlar yapmıştı ki olayın gidişatı değişmişti. Bu kitapta da Coin'e fırlattığı ok bir dönüm noktası olabilirdi. Onu vurduğu an kitap bitseydi benim için çok daha etkileyici olurdu.[spoiler]


Genel olarak: Okuduğuma pişman değilim ama övüldüğü kadar da olmadığını düşünüyorum. Açlık Oyunları fikri çok iyi, kurgulanan dünya çok etkileyici olaylara gebeydi ama bence devam kitapları beklediğimi veremedi, o derinlikten uzaktı.