Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir pazar sabahı miskince oturmuş çayın demlenmesini ve ekmek almak için dışarı çıkan kahraman kişinin dönmesini bekliyordum. Hafta içi manasız yere (bkz. ders çalışmak yerine yapılan saçma hareketler) 2016 yılında oturup 2014 Oscar Töreni'ni izlemiştim. Oradan aklımda kalan filmleri Youtube'a yazmaya başladım. Bir baktım ki The Imitation Game'in ''full hd'' karşımda. Gerçek hikayelere bayıldığım için İngiltere'nin II. Dünya Savaşı sırasında Enigma başta olmak üzere düşman kriptolarını kırmak için oluşturulmuş merkezi Bletchley Park'ta Alan Turing'in yaptıklarını ve eşcinselliğinin ortaya çıkışıyla başına gelenleri anlatan bu filmi de izlemeye başladım.

Film bitince fark ettim ki Bletchley Park'ı anlatan bir kitap almış neredeyse bir yıl önce. Filmi zevkle izlesem de bazı gerçekçi olmayan noktalar dikkatimi çekmişti. Ardından izlediğim yorumlar da filmin olayı çarpıttığını söylüyordu. Ben de Alman ve Japonların kriptolu mesajları nasıl çözüldü, düşünen makinelerin temeli nasıl atıldı, ortam nasıldı gibi soruların cevabını bulmak için Sinclair McKay'in The Secret Life of Bletchley Park adlı kitabını okumaya başladım.

Kitap 24 kısa bölümden oluşuyor. Bazı bölümler Bletchley Park'ın nasıl kurulduğu, ilk çalışanların nasıl seçildiği ile ilgili. Sonraki bölümler hem biraz kronolojik gelişmeleri anlatıyor hem de Bletchley Park'taki sosyal ve kültürel hayat, Bletchley Park'ın savaşa etkisi, İngiliz şifre çözücülerin müttefiklere bakış açısı gibi konulara değiniyor. Son bölümler ise savaşın bitişi, Bletchley Park çalışanlarının barış zamanı hayatlarına geçişi ve Bletchley Park'ın geride bıraktığı miras meselelerini ele alıyor. 

McKay kitabı yazarken sık sık eski Park çalışanlarının ifadelerine başvuruyor. Anlatım  çoğu zaman ''Gazi X o günleri şöyle anlatıyor. Şimdi de Lady Y ise bakın ne diyor...'' şeklinde devam ediyor. Kitapta şifre çözümüne veya üretilen teknolojiye dair en ufak teknik bilgi verilmiyor. Sanki yazar o işi hiç anlamamış, anlamaya da hiç zahmet edememiş gibi söz o noktaya geldiğinde ''son derece zor şifreler'', ''karmaşık hesaplamalar ve titiz çalışma'' gibi genel geçer sözlerle konuyu geçiştiriyor. 

Ayrıca sık sık Bletchley Park'ın Alman Enigması'nı çözmesinin II. Dünya Savaşı'nı 2 yıl kısalttığı söylense de pek başka bir değerlendirme yapılmıyor. Mesela diğer ülkeler şifre kırma konusunda ne gibi çalışmalar yapıyordu, Bletchley Park onlara kıyasla ne açılardan üstündü gibi konulardan hiç bahsedilmiyor. Genelde anektotlara dayanan kitap Bletchley Park'ın magazini gibi de diyebiliriz.

Kitabın analitik bir yapısı olmaması bölümler içinde konuların bazen dağılmasına bazen de kitap boyunca aynı şeylerin tekrar tekrar anlatılmasına neden olmuş. Dili kolay anlaşılır olsa da bu nedenle ve kitapta beklediklerimi bulamamanın da etkisiyle kitabı okumakta çok zorlandım. 322 sayfalık kitabı 2 ayda bitirebildim.

Özetle Sinclair McKay'in The Secret Life of Bletchley Park'ı çok ilginç bir konuyu işliyor, enteresan estantaneler sunuyor. Yalnız kitabın zaman zaman tekrara düşmesi, teknik ve tarihi analizden yoksun oluşu, bu açıdan Bletchley Park magazininden öteye gidememesi hayal kırıklığı yaratıyor.

Bir gün Helena Rubinstein ile Elizabeth Arden arasındaki düşmanlığa varan hararetli rekabet hakkında bir şeyler araştırıyordum. Aradığımı internette bulamadım, tespit ettiğim kitaplarsa ya erişemeyeceğim yerlerdeydi ya da çok pahalıydı. İnternete makyajla ilgili bir şey yazıp da Youtube'un güzellik guruları dünyasına düşmemeniz imkansız. İngiliz makyöz Lisa Eldridge de Youtube kanalı olanlardan. Ben de beğendiğim ama okuyamadığım kitaplardan birinin yazarı olan Madeleine Marsh ile Lisa Eldridge'in yaptığı bir röportajı onun kanalında izledim. Tadı damağımda kaldı, bir umutla Eldridge'in kitabını aldım.



Face Paint: The Story of Makeup esas olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde kırmızı, siyah ve beyaz teması etrafında geçmişten günümüze dünya medeniyetlerinde güzellik algısı, makyaj uygulamaları, kozmetik ürünler ve bunların o toplumun kültürüyle bağlantısı anlatılıyor. Bu bölüm ara sıra ilginç bilgiler içerse de (mesela uzak doğuda dişleri siyaha boyamak çok önemli bir uğraşmış bir zamanlar) genel olarak batı merkezli, yüzeysel ve bu yüzden de düşük tempolu kalıyor.

İkinci bölüm bildiğimiz anlamda kozmetik sektörünün gelişimini anlatıyor. Belki de benim aradığım türden şeyler bu bölümün başında yer aldığı için ben ikinci kısmı daha çok sevdim. Yalnız ikinci bölümün ikinci kısmı ruj, allık, rimel, pudra gibi makyaj malzemelerinin gelişimini anlatırken daha önceki bölümleri tekrara düşmekten kurtulamamış gibi geldi. Ayrıca yazar pek çok yerde en heyecanlı yeri atlamış gibiydi; örneğin sinemada özel efekt için kullanılan bir malzemeden bahsederken nasıl olduğunu söylemeden konuyu işte bu da daha sonra kadınların günlük makyaj çantasına girdi diyip geçiyordu. 


Kitabın baskısı, fotoğrafları harika. Özellikle eski kozmetik ürünlerini, reklam ve makyaj örneklerinin resimlerini uzun uzun inceledim. Bazı fotoğraflarda fotoğraf altı yazısı yoktu, bazıları ana metinden alınmış bir cümleydi ve fotoğrafı yeterince açıklamıyordu; bu konuda da daha iyisi olabilirdi diye düşünüyorum.

Face Paint fotoğrafta gördüğünüz gibi ana metnin içine yerleştirilmiş kutucuklarla doluydu. Bu bölümlerdeki bilgileri çoğu zaman ana metinden daha ilgi çekici buldum. Yalnız metnin sık sık kutularla bölünmesi okuma ritmimi çok bozdu.

Özetle konuyu, kitabın bir kısmını be fotoğrafları beğendim ama metnin yüzeyselliği ve sık sık kendini tekrar etmesi benim için hayal kırıklığı oldu. Eldridge'in kitabının tanıtımını yaptığı bir videosunda aslında anlatmak istediği çok şey olduğunu ancak kitabı kısaltmak zorunda kaldığını ve çok zorlandığını söylüyordu. Ben yine de Eldridge'in bütün anlatmak istediklerini 200 küsür sayfaya sıkıştırmaya çalışırken hata yaptığını düşünmüyorum. Bence Eldridge okuyucusuna yeterince güvenmemiş, daha teknik, daha detaylı ve daha tarih kokan bir kitabı kaldıramayacağını düşünmüş. Keşke okuyucusuna biraz daha güvenseydi. Ya da belki o haklıdır ve benim Madeleine Marsh okumam gerekiyordum.



26 Ağustos Marşı

Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi,
Senin uğrunda ölen o ordu budur Ya Rabbi,
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed-namın,
Galib et çünkü bu son ordusudur İslamın...

Mehter Marşı


Resimdeki Dizeler

"Türk, ulu tanrı'nın soylu gözdesi
Malazgirt, Bizans'ın Türk'e secdesi..."

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

*Sultan Alparslan komutasındaki Selçuklu orduları Malazgirt'te Bizans ordularını yendi. Malazgirt zaferi Türkler'e Anadolu'nun kapısını açtı.

Şiir Vakti






Osman Yüksel Serdengeçti - İmparatorluğa Mersiye
Beste Müzik: Ozan Ünsal Nükredit
Bestelenmiş Şiirler