Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Bundan böyle ara sıra eski yazılarımın çizimli hallerini yayınlayacağız.
Çizimleriyle bloguma renk katmaya başlayan Utrenya'ya teşekkürler.
Sevgiler.
"Abi bir dal sigaran var mı?" diye bir ses duydum sol tarafımdan evime doğru yürürken.  Sigaramı sağımda saklayarak "yok" diye cevapladım.  Belli ki geçtiğimiz dört saati o apartmanın merdivenlerinde geçirmiş olan iki genç, sigara alacak paraları olsa bile hobi olarak sokaktan geçenlerden otlanıyordu.  Hemen önlerinde, bir zamanlar orada olduklarını çevre sakinlerine hatırlatmak amaçlı biriktirilmiş bir liralık ay çekirdeği çöpü yığını bulunuyordu.



"Sigaranı niye saklıyorsun abi?" diye sordu aynı genç.
"Ha! Bu mu?" diye gösterdim artık saklamamın anlamı kalmayan dalı.  "Ben de başkasından almıştım"
Başlangıçtan beri sessizliğini koruyan kısa boylu "birader, vermek istemiyorsan söyle ama bir sigaranın da cimriliğini etme" lafa karıştı.
"Yahu konu o değil de, ben sizden bir avuç çekirdek istiyor muyum?"
"Çekirdek kalmadı ki be abi."
"Benim de sigaram bitmiş olamaz mı?"
"E içiyorsun ya!"
"Ulan, son sigaram belki."
"Olsun, bize ver biz de içelim."
Birdenbire sigarayı yere atıp ezdim, "konu kapandı mı şimdi?" diye sordum.  Nasıl, nereden bu kadar coştum ben de anlayamadım.

Önce, yere düşmekte olan sigarayı zemine kadar dikkatlice takip eden bakışları, ayağımla ezmemle birlikte nefret dolu bir ifadeye dönüşerek yüzüme geri döndü.

Kısa boylu olan, iki dişinin arasından tam ayağımın dibine ince bir tükürük fışkırttıktan sonra yerinden kalktı.  İlk başta sözcülük eden arkadaşı ona endişe içinde baktı.  Biraz sonra olacaklardan sorumlu değil hatta o bile endişeliydi.

Yanıma yanaştı, omzuma gelen kavruk bir gençti.  "Bak, ben askerden yeni geldim" diyerek konuşmasına bir es verdi.  Sanırım burada saygı duymam gerekiyordu ona.
"Ee?" dedim kısaca.
"Sen nerede yaptın askerliği?"
"Yapmadım."
"Neden?  Tecilli misin?"
"Yahu sana ne?  Kaçak olsam şikayet mi edeceksin?"
"Bak, ben Malatya'da yaptım.  Hasan da devrem olur" dönüp arkadaşına baktı, "değil mi Hasan?" diyerek kafa onayı bekledi.  Hasan'dan onayı aldıktan sonra devam etti.  "Bizim aramızda bir dal sigaranın lafı olmaz.  Sen askerliği yapmadığın için bilmezsin bunları."
"Üçümüzün arasında lafı olur ama biliyorsun değil mi?" diye sordum.  Boş boş baktılar yüzüme.
"Bak, bu adam var ya" diye Hasan'ı gösterdi tekrar kısa boylu, "çok kral adamdır.  Askerde az götümü kurtarmadı.  Kaç kere kavgaya girdi benim için."

Bu bir tehdit olabilirdi.  Şimdi de mi girecekti?  Hele bu sefer dayak konusu ikisini birden ilgilendiriyordu.

"Neyse, benim gitmem lazım" dememle birlikte Hasan ayağa kalktı.  Bu kadar uzun boylu olduğu oturduğu yerden belli olmuyordu.
"Nereye gidiyorsun kardeş?" diye sordu davudi bir sesle.  Kısa boylu olan ona hayranlıkla bakıyordu.
"Evime gidiyorum kardeş" diye cevapladım.
"Ev nerede?"
"Yakınlarda."
"Bak, biz Rıza'yla aynı mahallenin çocuğuyuz.  Askerde de tesadüf aynı yere düşmüşüz."
Hayda, yine geldik askerliğe.
"Asker ocağında da çok destek olduk birbirimize.  Komutan çok sertti bizim.  Değil mi devrem?"
"Yaa ne psikopattı o öyle.  Bir keresinde sıradan dövüyordu hepimizi.  Ama bu var ya"  Hasan'ı işaret etti, "komutanın elini yakaladı havada."  Tokat yaptığı sağ elinin bileğini sol eliyle havada yakalayarak bize eşsiz bir canlandırma izletti.  "Tabii komutan altta kalır mı?  Üç gün boyunca eziyet etti Hasan'ıma."

Hasan'ım?

"Ben gitsem iyi olacak" dedim ve uzaklaşmaya başladım.  Fakat iki metre arkamdan beni takip ediyorlardı.  Bunu fark edince adımlarımı sıklaştırdım.  Ben arayı açtığımı düşündükçe sesler yakınlaşıyordu.  Evimin yerini öğrenirlerse apartmanımın merdivenine kurulurlar korkusuyla bilmediğim bir sokağa saptım.

Ara sıra dönüp, onlara bakarak ilerlerken, birdenbire duvara çarpıp sarsıldım.
"Ne koşturuyorsun buralarda asker?  Burası senin mıntıkan mı?" dedi çarptığım cisim.
"Komutanım!" diye bir ses yükseldi arkamdakilerden aynı anda.
Kafamı çevirdim, çarptığım cismin duvar değil, komutan olduğunu fark ettim.  Benim boylarımda, zayıf ama göbekli bir adamdı.
"Mıntıkasızım komutanım" dedim.  O kadar korkmuştum ki, artık o benim de komutanıma dönüşüvermişti.

"Burası artık senin mıntıkan asker!  İzmaritleri toparla, burayı tertemiz görmek istiyorum.  Dur!  Önce yirmi şınav çek."

Anında yere atıldım, üç şınav çektim ve yere yapıştım.

"Bunlar da asker olacak" diyerek sırtıma ayağını bastı.
"Değilim" diye mırıldandım.
"Hasan!  Rıza!  Gösterin şu sefile nasıl şınav çekilirmiş"
Hasan ve Rıza aynı anda yere atılıp yirmişer şınav çekti.
Komutan cebinden ellişer kuruşluk iki paket ay çekirdeği çıkardı ve önlerine fırlattı.  "Aferin çocuklar, yirmi şınav daha çekerseniz ödülü ne biliyor musunuz?"
İkisinin de bir anda gözleri parladı, "sigara?" diye sordular bir ağızdan.
Cebinden iki dal çıkarıp "hem de Malbuş" dedi.
"Hem de Malbuuuş!" diye tekrarlayıp hemen yere geri atıldılar.  Yirmi şınavı anında çektiler.  Komutan ayağını havaya kaldırıp sertçe sırtıma indirdi.  "Öğrendin mi nasıl şınav çekilirmiş asker?"
"Öğrendim komutanım."

Sigaralarını fırlattı, havada yakaladılar.

Nasıl bir oyunun içine düşmüştüm bilmiyordum.  Nasıl kurtulacağımı da.  İnsan sokakta yürürken birdenbire askere dönüşebilir miydi?

"Kalk ayağa!" diye bağırdı komutanım.  Anında fırladım yerimden.  "Bana bir dal sigara ver!"
Niye olay sürekli dönüp dolaşıp benim sigarama geliyordu bilmiyorum.  Ama direnecek gücüm kalmamıştı.  Çantamdan bir dal sigara uzattım komutana.  Sigarayı yaktı.  "Sana madalyalarımı göstermemi ister misin asker?" diye sordu.
"Çok isterim komutanım."

Elini cebine attı, bir süre kurcaladıktan sonra geri çıkarttı.  Yumruğunu açıp avucunun içini gösterdi.  "Nasıl?" diye sordu.  Gözlerinin için parıldıyordu mutluluktan.
Avucunun içine baktığımda şaşkınlıktan kendimi alamadım.

"Ama bunlar taso.  Hatta bakın en üstteki Daffy Duck."
Gözleri ağlamaklı oldu birden.  "Ama o mega taso" dedi buruk bir halde.

Üçlü bir deli çetesinin arasına düştüğümü işte tam o anda anladım.

"Herkes geri çekilsin" diye bağırdım birden.  Çantamdan hızlıca bir dal sigara çıkartıp havaya kaldırdım.  "En fazla şınavı kim çekerse bu sigarayı hak edecek.  Hemen başlamazsanız da bu sigarayı kırıyorum!"
Tehdit amaçlı, iki elimle birden kıracak gibi kavradım sigarayı.  Anında yere atıldılar.
Bir süre bekledim yorulmalarını.  Nefes nefese kaldıkları anda koşarak evime doğru uzaklaştım.

Bir daha o sokaktan geçemedim.
"Nedir şimdi program?"
"Akşam sahile gidiyoruz işte."
"Kimler olacakmış?"
"Sen tanımazsın, benim arkadaşlarım.  Çok seversin ama."
"Nerden biliyorsun?" diye geçirdim içimden.  Bugüne kadar hiçbir kadının yancısından hazzetmedim.  Ama onlar hep çok seveceğimi iddia ettiler.  Sanırım onların gözünde sevgi dolu bir imaj çiziyordum.
"Baş başa takılsak olmaz mıydı?  Kendimi biliyorum, kafam çok kötü açılacak bu gece."
"Saçmalama Erkin, söz verdik bir kere."

Hiç tanımadığım birtakım insana, az tanıdığım bir insan üzerinden söz vermiştim.  Artık bunun kaçışı yoktu.

Caddebostan'da buluştuk, iki şişe şarap alıp arkadaşlarına doğru yürüdük.
"Kim oluyor bu arkadaşların?"
"Kadıköy'den gençler işte."
"Keşke Kadıköy'de kalsalarmış."
"Daha gitmeden huysuzlanmaya başladın."
"Tamam sakinleşeceğim, arkadaşlarını da çok seveceğim bak, onlar artık benim de kankalarım."

"Bak işte oradalar" diye uzakta iki ağacın arasına halat germiş iki kız, iki erkek gösterdi.  Erkeklerden biri halatın üzerinde dengede durmaya çalışıyordu.  Dişisini etkilemeye çalışan bir hayvan gibiydi.  Dişisi onu hayranlıkla seyrediyor, bu çiftleşme yürüyüşü izledikçe daha çok midemi bulandırıyordu.
"Arkadaş sirk cambazı mı?"
"Yok, hobi olarak yapıyor, eğlencesine."
"Hobisine sokayım" diye geçirdim içimden.

Çimlere oturduk, şarabımızı açtık.  Normalde çimlerde oturmayı hiç sevmem, kıçımı ıslatan ve ağrıtan bir faaliyettir.  Fakat huysuz bir insan gibi görünmemek için sessizliğimi korudum.

Hobi cambazı halattan iniş yaptı, kızla birbirlerine sarıldılar.  Kız, sanki yüz metre yükseklikten sağ salim inebilmiş gibi sarıldı çocuğa.  "Çok şükür hayattasın sevgilim, işte şimdi ödülünü alabilirsin."  Çocuk göğsünü kabarta kabarta yanımıza geldi, tanıştık.

Arkadaşlarını seveceğimden nasıl da emindi, bu deli oğlanı sevmemek mümkün müydü?
Çimlerin üzeri yarı cambaz, yarı barzo doluydu.  Çalıların arkasında gizlice sevişmeye çalışan gençler de gecemize renk katıyordu.

"Ya X Barda bir kokteyl yapıyorlar aklınız gider.  Tadı Jager gibi ama on numara kafası var" diye gereksiz bir konu açtı cambaz.  Bahsettiği bar "isyankar bir süt çocuğu" gibi görünmüyorsanız içeri kabul edilemeyeceğiniz bir mekandı. Bense kendimi çimleri yolmaya ve şaraba vermiştim.  Bütün gecemi bu çocuktan nefret ederek geçirebilirdim.  Fakat ben on metre ötemizde oturan barzo ekibine kilitlenmiştim uzunca bir süredir.

Bizim kızlar ne zaman tuvalet için onların önünden geçse, bağırarak şakalaştıklarını ve laf attıklarını duyabiliyordum.  Sakinliğimi koruyor, yanımdaki iki lavuğa da kesinlikle güvenmiyordum.  Kaldı ki kavga çıktığında ilk kaçanın benim olmam gerekiyordu.

Birer şişe şarabı içtikten sonra, ortamdan iyice rahatsız olduğumdan dolayı kalkmayı teklif ettim.  Toparlandık, iki adım yürüdük, arkadan bir ses yükseldi.
"Gidiyor ibneler.  Karıları bize bırakın bari."
Ve gülüşmeler.
Arkamı döndüm birdenbire, bir şişe şarabın da bana verdiği yetkiye dayanarak "bize mi diyorsun?" diye diklendim.
"Yok aramızda konuşuyorduk" dedi gülerek.
Üstlerine yürümeye başlamıştım ki cambaz yolumu kesti, "bak bize dememişler dostum, hadi gidelim burdan."
"Cesaretin otuz santimden düşmeye yetecek kadarmış cambaz" diye geçirdim içimden.

İçimdeki manyak sadece otuz saniyeliğine açığa çıkmıştı ama bütün gece hiç yakınlaşamadığım kız bir anda koluma girivermişti.  Manyaklığın gücünü ilk kez keşfediyordum.

Eve dönerken altımız da sessizliğimizi koruduk

Ekipten ayrılıp Kadıköy'e vardığımızda üzerimde bir rahatlama fakat ağır bir yorgunluk vardı.  Bir apartman merdivenine oturduk, içince sapıtabiliyor olmamla ilgili özürler diledim.  Bu halim hoşuna gitmişti halbuki.  Yakınlaştık, tam öpüşmek üzereyken geri çekilip;
"Biliyorsun" dedim, "uzun bir ilişkiden yeni çıktım. Ve..."
"Of hep aynı geyik, bir ilişkiye hazır hissetmiyorsun"
O konuda da haklıydı tabii.
"Hayır, sadece yerli yersiz osuruyorum uzun zamandır.  Kalkalım mı?"

Evine kadar geldik.  Ailesiyle yaşıyordu, içeri davet edilmeyeceğimi biliyordum.  Tekrar yakınlaşmaya başladık.  Bu sefer o, kafasını geri çekti, "ayy tıpkı romantik filmlerdeki gibi, oğlan kızla tam ayrılmak üzereyken öpüyor."

Bu lafla birlikte kan beynime sıçradı.  Bu kadar boktan bir geceyi Hollywood filmine benzetmek densizliğin ötesindeydi.

"Siktirtme bana o filmleri" dedim sakince.

Öpüştük.