Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

oulipo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oulipo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aaşamüstü meydanda bi baktım ki aynı oolan dönüpduruu. Yanında kendisi gibi pek yaman bi oolan vaa; ona akıl veriveeyo: "Efe" deeyo, "ülen mintanının düğmesi kopmuş, bi diktiriveesen ya!"
Tersten yürüdüğüm; yani Gökdemir İhsan'ın Kurmaca Alıştırmaları ile başlayıp Ferit Edgü'nün Yazmak Eylemi ile devam ettiğim oulipo yolculuğumun sonuna geldim Raymond Queneau imzalı Biçem Alıştırmaları'yla. 


Aynı sırayla izah etmek gerekirse; Gökdemir İhsan'ın aynı olayı 33 farklı üslupla anlattığı, oulipo'culara hem nazire hem de bir saygı duruşu niteliğindeki kitabı Kurmaca Alıştırmaları 2010'da yayımlanıyor. Queneau'nun eserini dilimize kazandırmak için kolları sıvayan Ferit Edgü, bir müddet çalıştıktan sonra dilin imkanları içerisinde eserdeki kelime oyunlarının özgünlüğünü koruyamayacağına kanaat getirip aynı oyunu başka bir olay üzerinden, 101 farklı üslup kullanarak oynuyor 1980 yılında yayımlanan Yazmak Eylemi'nde. İlk basımı 1947'de yapılmış olan, aynı olayın 99 farklı üslupla anlatıldığı Raymond Queneau'nun Biçem Alıştırmaları ise 2003 yılında Armağan Ekici tarafından dilimize çevriliyor böylece aynı temayla oynanan bu oyunun çıkış noktasına da ulaşmış oluyoruz.

Queneau'nun Biçem Alıştırmaları'nda, Yazmak Eylemi ile yaşadığım "sıkıntıyı" daha az hissettiğimi söyleyebilirim: Aynı olayı "belirli sayıda" farklı üsluplarla anlatma iddiasını* yine yüzde yüz yerine getirmiyor Biçem Alıştırmaları ancak ötekine nazaran daha oyunbaz, daha belirgin ve hedefe daha yakın bir çalışma olduğunu söylemek mümkün. Bunun dışında ise konuya dair söyleyeceklerim tükenmiş durumda zira bu ve bu yazılarda döktüm eteğimdeki taşları.

Bu sebeple Biçem Alıştırmaları'na farklı bir çerçeveden, "çeviri" açısından bakmak niyetindeyim. Konunun uzmanı değilim elbette ancak çeviri meselesine meraklı bir okur olarak naçizane fikirlerim bunlardır, paylaşmak isterim.

Ferit Edgü, özgün adıyla Exercices de style'ın çevrilemeyeceğini söylerken sonuna kadar haklıymış zira gerçekten de tamamen "çevrilmesi" mümkün olmayan bir eser Biçem Alıştırmaları. Evet; pek çok metnin çevirisinde diller arası ve kültürler arası farklardan doğan zorluklar, hatta çıkmazlar çıkar ortaya mutlaka ancak metin içerisinde azınlıkta kalan bu nüanslar ufak tefek oyunlarla kolayca atlatılabilir ve metnin bütününde görünmez kılınabilir. Söz konusu olan Biçem Alıştırmaları'nda ise, temelini zaten dil oyunları ve kültürel özellikler üzerine kuran bir metinde yapılacak müdahalelerin arada kaynamasının mümkün olmayacağı gibi, müdahalenin dahi imkanı olmayan kimi bölümler mevcut. Dolayısıyla bahsi geçen o kimi bölümlerde tam anlamıyla "uyarlama" yapmaktan, metnin orijinalinde verilmesi amaçlanan numaraları "yerelleştirmekten" başka bir çare kalmıyor. 

Burada esere dair söylenenlere bir es koyup 
"çevirme" ile "uyarlama" arasındaki farka değinmek gerek. Basit bir örnekle izah etmek gerekirse; "Oh my God!" kalıbının, "Aman Tanrım!" veya "Aman Allah'ım!" olarak çevrilmesi arasında metnine göre çok önemli faklar ortaya çıkabilir. Tüm diğer değişkenleri ve etmenleri göz ardı edecek olursak kabaca birincisi "çeviri", ikincisi ise "uyarlama" olarak adlandırılabilir. Birincisinde kaynak metnin dilinde ne ifade edildiyse onun aynen çevrilmesi söz konusu iken ikincisinde erek metnin dilinde ne anlama geliyorsa o yönde bir uyarlama yapıldığını söyleyebiliriz. Bu mesele dil bilimciler ve çevirmenlerce yıllardır süregelen bir tartışmanın ana temasını oluşturuyor aynı zamanda: Her ikisinin de savunucuları ortaya koydukları savlarla haklı bir zemine oturtuyorlar düşüncelerini ve bu tartışma hiç bitmek bilmiyor. Hemfikir olunan tek nokta şu ki; bu işin doğrusu veya yanlışı yok: Tercihi var. Yani siz kaynak metni "çevirseniz" de, "uyarlasanız" da çeviri açısından doğru veya yanlış bir iş yapmış olmuyorsunuz; sadece tercih etmiş oluyorsunuz.

Biçem Alıştırmaları'nda ise söz konusu olan, bir "tercih" olmaktan çıkıyor ve zorunluluğa dönüşüyor. Bu aşamada Edgü'nün "Fransız dilinin olanak ve yetenekleri içinde düşünülmüş bu metinlerden birçoğunu Türkçeye çevirmenin olanağı da yoktu" derken bunu kastettiğini düşünmek çok da yanlış olmayacaktır sanıyorum ki: Uyarlama yapmadan, kendi yorumunu görünmez/hissedilmez kılmadan çevrilmesinin imkanı olmayan bir kitap Biçem Alıştırmaları. Zaten Armağan Ekici de yer yer parantezler içerisinde belirtmek zorunda kalmış durumu: "Azerice (Italianismes yerine)" ve "Anadın mı (Alors yerine)" gibi örneklerden de anlaşılacağı üzere aksi mümkün olmayan bir uyarlamaya gitme durumu baş göstermiş.

Bu açıdan bakıldığında Ferit Edgü'nün Yazmak Eylemi ile Armağan Ekici'nin çevirisi arasında bir fark kalmadığı düşünülebilir ancak biraz daha detaylı bakıldığında çevirideki zorunlu "uyarlamalar" ile Edgü'nün yaptığı (tam anlamıyla) uyarlama arasında önemli farklar ortaya çıkıyor ve bu durum Queneau'nun oulipo'culuk eksenindeki oyunculuk gayesini daha doğru görmemizi de sağlıyor: Birincisi; Edgü kendi uyarlamasında kimi Queneau örneklerinde olduğu kadar vurgulayamamış oyununu. Aşağıda yer alan, üzerine tıklayarak büyütebileceğiniz, resimde soldaki metin Edgü'nün, sağdaki metin ise Ekici çevirisi ile Queneau'nun kitaplarından. Bir olayın anlatımında kullanılabilecek farklı üsluplardan birisi olarak "tekrar" temasının işlenmesinde ortaya çıkan fark, basit bir yorum değişikliğinden öte, altını çizmeye çalıştığım oyunculuğun daha belirgin olması konusundaki farkı da ortaya çıkarıyor.  



Uyarlamalar arası, daha doğrusu Edgü'nün uyarlaması ile Ekici'nin "uyarlaması" arasındaki ikinci fark ise Edgü'nün tercih ettiği ana hikayenin oyunculuğu gölgeleyecek şekilde toplumsal ve siyasi bakış açılarına açık olması. Her ne kadar Edgü, "... bir yazar olarak, söz konusu eylemden yana ya da ona karşı olmak gibi, kolay bir 'yandaşlık' yolunu izlemedim. Böylesi bir yan tutma, amacıma ters düşecekti" dese de karakterlerin, dilin veya üslubun, yani metinlerin ister istemez bir tarafa yöneldiğini gözlemlemek mümkün. Queneau ise tam olarak sıradan, pek de manası olmayan, olağan bir olayı tercih ederek olayı değil, anlatımı ön planda tutmayı başarıyor ve iki yapıtın da temelde hedefi olan "farklı anlatım tarzları" meselesini  sarih bir şekilde görmemizi sağlıyor -ki yukarıdaki örnek bu durum için de geçerliliğini koruyor.

80'lerde Edgü'nün yarım bıraktığı işi 2000'lerde Ekici'nin tamamlamasının ardında yatan sebebi merak etmemek elde değil. "O kadar zamanda çeviri-bilim çok gelişti de bazı engellerin aşılması mı kolaylaştı acaba?" diye geldi aklıma önce ancak iki isim de öğrenimlerini çevirmenlik alanında görmemişler (her sene binlerce mezun veren mütercim tercümanlık bölümlerine de selam olsun bu vesileyle). Sonra Ekici'nin Ulysses'i (bence saplantılı bir tutkuyla) Türkçe'ye yeniden çevirdiğini öğrendiğimde bazı taşlar da yerine oturdu. Zoru sevip "yapılamaz" deneni yapmak, gönlünü ortaya koyarak bir işe kalkışmak Ekici'nin karakterinde varmış demek ki ve iyi ki... 


Sona gelirken; üç kitabı da yayımlayarak, benim için baştan sona bir maceraya dönüşen bu okumaları mümkün kılan Sel Yayıncılık'a teşekkürlerimle beraber sonraki baskılarda mümkünse üçünün de kapak tasarımlarını değiştirmelerini, bu "oulipo ve çeviri" meselesi ilgisini çeken okurlara ise Ayşe Işık Akdağ'a ait, buraya tıklayarak bilgisayarınıza indirebileceğiniz, yüksek lisans tez çalışmasını tavsiye ederim. O zaman; sırf kulağa komik geldiği için, yüksek sesle üç kere: Oulipo! Oulipo! Oulipo!

*Akdağ'ın çalışmasını okuduktan sonra oulipo metninin zaten böyle bir iddiasının olmadığını anlamış oldum: Queneau, Biçem Alıştırmaları'nda farklı "üsluplarla" değil, farklı "biçemlerle", "oyunlarla" aynı metni ele alma alıştırmaları gerçekleştiriyormuş. Dolayısıyla Edgü'yle beraber ben de yanlış bir beklenti ve yaklaşımla ele almışız eseri. Bu noktada yayınevinin meseleyi azıcık açması yerinde olabilirdi sanıyorum ki zira "farklı üsluplarla aynı olayı anlatmak" ile "farklı kural çerçeveleri içerisinde aynı metni ele almak" arasında çok büyük bir fark var. Olsun, geç de olsa aydınlanmak güzel, yukarıda bağlantısını verdiğim çalışmanın -özellikle başlarını- okumanızı mutlaka tavsiye ederim.  

Biçem Alıştırmaları, Raymond Queneau - Sel Yayıncılık, 140 s.
Bir kez düşün, ne bekliyordun bu gençlikten? Ne verdik onlara? İnanç mı? Bir baltaya sap olmanın erdemlerini mi? Sen ne diyorsun yahu, çocukların önlerindeki örnekleri gördüler, diplomalı işsizler ordusu. Sen onu benim külahıma anlat. Ne ideali? Hangi umudu verdik. Umutsuzluk insanı her yere götürür.
Ferit Edgü'nün Yazmak Eylemi'nden bahsetmiştim Gökdemir İhsan'ın Kurmaca Alıştırmaları hakkında yazarken, doğrudan alıntılıyorum: 
Oulipo akımının öncülerinden Raymond Queneau, 1947 yılında Biçem Alıştırmaları (Exercices de Style) isimli kitabında, tek bir olayı tam 99 farklı üslupta anlatarak hem eserin deneysel niteliği, hem de oulipo'culuğun temellerini atması sebebiyle dünyada büyük yankı uyandırıyor. Bu kitabı Türkçe'ye kazandırmak isteyen Ferit Edgü, bir müddet çalıştıktan sonra dilin imkanları içerisinde eserdeki kelime oyunlarının özgünlüğünü koruyamayacağına kanaat getirip, aynı oyunu başka bir olay üzerinden, bu sefer 101 farklı üslup kullanarak oynuyor ve 1980'de Yazmak Eylemi'ni kaleme alıyor.
İleride söyleyeceklerime bir altyapı oluşturması için Edgü'nün 101 farklı üslupla kaleme aldığı olaya değinmek gerekirse diye arka kapaktan alıntılıyorum hemen: "Kendilerini 'devrimci' olarak tanımlayan örgüt üyelerinin bir eylemi sonucu 14 Şubat 1980 günü, İstanbul'un bir çok semtinde dükkanlar kepenk açmadı." Yukarıda bahsettiğim Queneau ile ilgili macerasını da anlattığı ön sözde Edgü; bu olayı seçmesine neden olarak, hayal ürünü olmayan, yaşanılan, tanığı olunan, sonuçları herkesi ilgilendiren bir olay aracılığıyla üslup farklılıklarının değerlendirilmesinin daha kolay olacağını düşünmesini gösteriyor. Olaya hiçbir şekilde taraf tutmadan, sadece yazar olarak; ne tanık, ne yargıç; yalnızca yazan bir kişi olarak yaklaştığını da dile getiriyor ayrıca.

İşin aslı; ben bu "oyunlu" kitaplardan (daha doğrusu oulipo'culardan mı demeliyim?) beklediğimi bulamadığıma ve bulamayacağıma kanaat getirdim: Tıpkı Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'sunda olduğu gibi, Yazmak Eylemi'nde de vaat edilen zeka pırıltısını, aynı olayın farklı üsluplarla anlatılmasından doğacak "farkındalığı" bulamadım. Bu şartlar altında ister istemez akla gelen soru "belki sorun onlarda değil, sendedir?" olacaktır. Mümkündür elbette ancak izah etmeme izin verin. 

Farklı üsluplar kullanılarak kaleme alındığı söylenen metinlerden ilk beklentim, takdir edersiniz ki, başka hiçbir bilgiye sahip olmadan, sadece okuduğum metin sayesinde bahsi geçen dükkan kapatma olayına hakim olmaktı. Ancak Yazmak Eylemi'nde kullanılan kimi üsluplarda, bırakın yaşanan hadiseyi öğrenmeyi, tam olarak neden bahsedildiğini anlamak bile mümkün değil. Bu şartlar altında da "aynı olayı anlatan 101 farklı üslup" söylemi doğru gelmiyor bana. Bu iddiamı örneklendirmek gerekirse, İTALİK başlıklı yazı şöyle: 
Nereye gittiğimizi bilmiyoruz, ama gene de doludizgin bir yerlere gidiyoruz.Quo Vadis? Yanıtı bilen varsa beri gelsin. Aslında her gün, herkes (gazetelerin köşe yazarları, politikacılar, dernekler, dernek sözcüleri, işadamları) bir yanıt veriyor. Ama hangisine inanayım? Hiçbirinin inandırıcı bir yanı yok.Bence yaşam, her geçtiğimiz gün anlamını değiştiriyor. Bu anlamı bulup çıkarmak, ona göre bir durum almak zorundayız gibime geliyor. Yani geleceğimiz için. Yani yurdumuzun geleceği için. Yani hepimiz için.Bilmiyorum, yanılıyor muyum, ben böyle düşünüyorum. Düşüncemi söylüyorum.
Şimdi bu anlatım, "14 Şubat'ta bir eylem sonucu kepenk açmayan İstanbul dükkanlarını" neresinde barındırıyor? Durmuyorum, kendimi sorgulamaya devam ediyorum; belki de fazla yüzeysel yaklaşıyorumdur bu üslup meselesine: Farklı üsluplardan aynı olayı okurken, zaman zaman kendim de anlamlar çıkartmalı, simgesel, şifreli, üstü kapalı vb. anlatımlar olabileceğini düşünmeliyim? Doğrudan olmasa da, dolaylı olarak çıkarabilmeliyim anlamı? Tam burada, sizleri birazcık sıkmak pahasına, ÜNLEM başlıklı yazıyı paylaşıyorum:
Ah! Vah! Oh! Uff! Bakındı! Sakın! Yok canım! Vay canına! Ayy! Eh! Nasıl! Yok canım! Olamaz! Hayır! Kimnedersedesin! Kim demiş! Bukadarıdafazla! ...tir! ...verenler! Görürler! Ne! Çüş!
Peki bu anlatım, belirli bir olayın farklı bir üslupla anlatılabileceğini gösteren bir örnek sayılabilir mi? Benim gözümde sayılamaz. Kitabın ön sözünde "101 metin yazdım. 1001 metin de yazabilirdim. Ama okuyucuya, bir olayın, birden çok yazım olanağının olduğunu göstermeye bu kadarı yeter." diyen Edgü'nün vaadini yerine getiremediği yargısı, işte bu sebepten dolayı oluşuyor: Kullanılan anlatımların pek çoğu, yaşanan olayı anlatma becerisinden yoksun. Evet, yine aynı ön sözde yer alan "Bu alıştırma ya da deneme, gerçekliğin sayısız anlatım yolları olduğunu belgelemeyi amaçlıyor" söylemine oldukça yaklaşmış bir eser ancak örneklerdeki gibi -özellikle tırnak içinde- "başarısız" girişimler, bu sefer de aynı söylemi yalanlamış olarak çıkıyor karşımıza. Aynı olayı anlatmanın, lafın gelişi de olsa, 101 farklı yolu olduğunu göstermeye çalışırken bunu "layıkıyla gerçekleştirememek" (tam olarak 101'e ulaşamamak), anlatım yollarının bir sınırı olduğuna işaret ediyor ister istemez. Halbuki sayı önemsenmeksizin, sadece gerçekten farklı anlatım yolları kullanılsaydı, dilin sınırsızlığını gösterme arzusu tam anlamıyla gerçekleşebilir, eser amacına hizmet edebilirdi belki de... Bu haliyle yalnızca, aynı olayı anlatmanın, farklı yollarının olduğunu gösterebiliyor.

Bu kadar -tabiri caizse- dırdırın ardından kocaman bir "ama" ile yine de okunmaya değer bir kitap olduğunu belirtmek boynumun borcu. Evet, 101 tane olmasa da, aynı olay farklı üsluplar, bakış açıları ve hatta tekniklerle anlatılmış. Hem yazarlık üzerine hem de başka pencerelerden aynı dünyayı izlemek üzerine kafa yoranlar için aydınlatıcı bir niteliğe sahip eser. Bu farklılıklar gerçekten sınırsız mıdır, yoksa "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır" diyen Wittgenstein doğru mu söylemiştir, o da okurun kararı olsun. 

Yazmak Eylemi- Ferit Edgü, Sel Yayıncılık - 137 s.
Neyse: Varoluş kaygılı, sanat uzun ve hayat kısadır!
Kurdele yerine örülmüş bir sicim takılmış fötr şapkası ve mevsimin sıcağına rağmen sırtındaki paltosuyla dikkat çeken belirli bir genç adam, öğle vaktinde Contrescarpe-Champeret arasında çalışan S hattı otobüsüne biniyor, arka sahanlıktaki yerini alıyor. Otobüs giderek kalabalıklaştıkça, genç adamın sırtına bir ihtiyar yükleniyor; kah dirsek darbeleriyle, kah ayağına basarak kahramanımızı rahatsız ediyor. Genç adam çıkışıyor ihtiyara çeşitli söylemlerle, ihtiyarsa ellerini iki yana açarak "Ben bilmem" dercesine susuyor sadece. Genç adam da kendisini henüz boşalan bir koltuğa atıveriyor. Bir süre sonra, saat 2'de, Saint-Lazare garında buluştuğu arkadaşı, herhangi bir sebeple, genç adamın paltosunun düğmesine dokunarak bir şeyler anlatıyor.

An itibariyle  Gökdemir İhsan'ın Kurmaca Alıştırmaları isimli eserinde anlattığı "her şeyi" okumuş bulunmaktasınız. Kitapta vaka namına, bundan farklı hiçbir şey bulamayacağınızı size temin ederim. "Fakat nasıl olur? 164 sayfalık bir kitapta bundan başka hiçbir şey yok mu?!" dediğinizi duyar gibiyim... En iyisi meseleyi baştan anlatmak:

Oulipo akımının öncülerinden Raymond Queneau 1947 yılında Biçem Alıştırmaları (Exercices de Style) isimli kitabında, tek bir olayı tam 99 farklı üslupta anlatarak hem eserin deneysel niteliği, hem de oulipo'culuğun temellerini atması sebebiyle dünyada büyük yankı uyandırıyor. Bu kitabı Türkçe'ye kazandırmak isteyen Ferit Edgü, bir müddet çalıştıktan sonra dilin imkanları içerisinde eserdeki kelime oyunlarının özgünlüğünü koruyamayacağına kanaat getirip, aynı oyunu başka bir olay üzerinden, bu sefer 101 farklı üslup kullanarak oynuyor ve 1980'de Yazmak Eylemi'ni kaleme alıyor. Armağan Ekici 2003 yılında sahneye çıkıyor ve Edgü'nün vazgeçtiği işi gerçekleştirerek Biçem Alıştırmaları'nı dilimize kazandırıyor. 2010 yılına geldiğimizde ise Gökdemir İhsan, oulipo'culara hem nazire hem de bir saygı duruşu niteliğindeki Kurmaca Alıştırmaları'nı kaleme alarak Queneau'nun eserindeki olayı, bu sefer de 33 farklı kurmaca üzerinden anlatıyor. 

Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'su hakkında yazdığım yazıda olipo'culara değinmek istediğimi belirtmiştim: Fransızca "Ouvroir de littérature potentielle"den gelen, kabaca "potansiyel edebiyat atölyesi" veya Ali Teoman'ın önerisiyle "GİYİŞ: Gizil Yazın İşliği"  olarak çevrilebilecek bir edebiyat akımı.  Temelleri 1960'da Queneau ve François Le Lionnais  tarafından atılan akımın temel maksadı "yapay" yazım teknikleri kullanarak eserler üretmek.  İç içe geçmiş metinler, matematiğe dayalı kurgular, zorlu bulmacalarla bezeli öyküler üreterek matematik ve edebiyat arasındaki etkileşim aracılığıyla deneysel çalışmalara vesile olan bu oyunbaz akımın en akılda kalıcı örneklerinden birisi olarak Georges Perec'in E harfini hiç kullanmadan yazdığı (ve dilimize de aynı şekilde çevrilen) La Disparition (Kayboluş) kitabı gösterilebilir.

Kurmaca Alıştırmaları'na dönecek olursak; bu, oyuna dayalı özelliğinin yanı sıra muhteviyatıyla da okuru, özellikle öğrenmeye meraklı okuru oldukça eğlendiren bir eser çünkü İhsan, kurgularını mütemadiyen farklı eserlere göndermelerle temellendirmiş. Phillip K. Dick'ten Kill Bill'e, J.J. Abrams'tan Chesterton'a -sürpriz bozmamak için daha fazlasını sıralamadığım- pek çok isim ve eser satırların arasına gizlenmiş, kendilerini bulmamızı bekliyor. Bu kadar çok göndermeyi tek solukta bulamayacak olmaktan çekinen okurlar içinse kitabın sonuna beş sayfalık bir dizin eklemiş İhsan lakin orada bile oyun oynamadan edememiş. Okurlar için bir nevi define avı diyebiliriz!

Şahsım adına göndermelerin yarısını ya kendi başıma ya da dizin yardımıyla anlayabildiğimi, kalanlara ise tam anlamıyla Fransız (!) kaldığımı söyleyebilirim. Buna rağmen gerçekten çok eğlendim. Bu duruma, sevgili Gölgeliyol'un yazıları sayesinde, yukarıda değindiğim mevzunun arka plan bilgisine haiz olmam da etmen olmuştur elbette -ki bu vesileyle teşekkürlerimi ileteyim kendisine

Kısaca demem o ki; bu oyuncu yapı ve kalabalık hiçbir surette gözünüzü korkutmasın: Okumayı, tekrar okumayı, araştırmayı ve başka kaynaklardan yardım almayı seviyorsanız tam size göre bir kitap Kurmaca Alıştırmaları.

Kurmaca Alıştırmaları - Gökdemir İhsan, Sel Yayıncılık - 164 s.
Mesleki olarak kitaplarla uğraşanların dünyası her zaman daha kalabalıktır ve okurların dünyası ile özdeşleşir. Elbette okur sayısı da gittikçe artıyor, ama kitapları, başka kitap üretmek için kullananlar, kitapları yalnızca okumayı sevenlerden daha hızla çoğalıyorlar.
Blog macerasına beraber başladığımız ancak zaman ayıramamaktan muzdarip olarak yolunu ayırmayı tercih eden sevgili dostum, yazar ve editör Burcu Ünsal'ın buradan okuyabileceğiniz yazısından farklı birkaç noktaya değinmek amacıyla mevzu bahis kitabın Ebediyen Edebiyat'ta yeniden yer alması gerektiğini düşündüm ve iki kelam etmek istedim. 

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, 10 farklı roman girişi üzerinden kurgulanmış bir kitap; mütemadiyen okura "okuduğunun 'bir yazar' tarafından yazılan 'bir kitap' olduğunu hatırlatması" ve anlatılanın bir kurmaca olduğunu unutturmaması açısından önem teşkil eden bir özellik olarak başkahramanın okurun ta kendisi olduğu ve anlatı içerisinde anlatı kurgulayarak hem metinlerarasılık hem de üstkurmaca ögelerinin altını çizen bir postmodernizm başyapıtı. Üstelik sadece bu özelliğiyle değil; aynı zamanda oulipo akımının da önemli bir ürünü olmasıyla değerlenen bir kitap -ki ilerleyen zamanda, başka bir yazıda bu akıma dair daha detaylı bilgi sunmak istediğimi de belirtmiş olayım bu vesileyle

Bütün bu edebi arka planını gözardı edecek olursak, sıradan bir okur olarak benim hoşuma giden bir kitap olmadı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu. Bunun öncelikli sebebi, gerektirdiği zeka kıvraklığı ve dil cambazlığı bir yana, edebiyatın bu derece matematikleştirilmesi, formülize edilmesi -duygusal bir yaklaşımla- yazın dünyasının o naif ruhuna bir şekilde ters düşüyor kanaatinde olmam. Duygusal gerekçelere dayandırdığım için bu düşüncemin altında yatan mantığı tam olarak izah edemesem de, bir şekilde okuma eyleminin basit ve yüzde yüz kişisel etkilerinin yaralandığına inanıyorum bu tarz yaklaşımlarla. Veya bu konuda gerçekten çelişki yaşıyor ve postmodernizm hakkındaki düşüncelerimi çözemiyorum da diyebiliriz... 


Ayriyeten kitabın, başlangıcında vadettiklerini sunamadığı kanaatindeyim: Calvino ilk üç bölümde öyle bir zeka ürünü, öyle bir kurmaca ustalığı beklentisi oluşturuyor ki; okudukça etkilenmemiz gerekirken, giderek uzaklaşıyoruz kitaptan. Bunun sebebi olarak ne karmaşıklığı ne de çeviri faktörünü gösterebiliriz: Bir kere on farklı roman girişinden hiçbiri arasında bariz bir üslup veya kurgu farklılığı göremiyoruz. Aynı yazarın, aynı üslupla yazdığı on farklı -üstelik bir de sıkıcı- başlangıçtan fazlası yok elimizde. Bunun üzerine üstkurmacanın yavanlığı ve ister istemez kendimizle özdeşleştirdiğimiz karakterin ikinci plana itilmesi, sonlara doğru tamamen zorlama intibası yaratıyor. 

Elbette bunların "müşkülpesent bir romantik"in eleştirileri olduğunu hatırlatmak isterim; Calvino'nun giriştiği iş, gerek deneyselliği, gerekse maksadı doğrultusunda oldukça başarılı bir şekilde ilerlemesi açısından "Benim!" diyen nice yazarın altından kalkamayacağı zorlukta. Yazmak üzerine kafa yoran, bir yazarın kurgu dünyasını oluşturma sürecine dair gözlemlerde bulunmak isteyen okurlar için ideal bile diyebilirim. Ayrıca yazarın okuma eylemi, ilişkiler ve insan psikolojisine dair tespitleri de hem pek haklı, hem de etkileyici türden. 

Başta da belirttiğim gibi, kişisel olarak beni yakalayamayan ama edebiyatın "teknik" yönüne merak duyanlar için faydalı olabilecek bir eser Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu. Hiçbir şey değilse bile; sadece alışılmışın dışında kurgu ve anlatımıyla okunmaya değer... Şu günlerde okumakta olduğum Gökdemir İhsan'ın Kurmaca Alıştırmaları'ndan konuya dair bir alıntıyla sonlandırıyorum yazımı: 
"Bunlar da çok oluyor ama! Deneysellikti, Oulipo'ydu, şuydu, buydu amenna... Ama 'okur'u öldürmeye başladılar artık, 'yazarın ölümü'nün intikamını alırcasına" diyerek hikayeyi bitiriyorsun da, sıkıntıdan ölmek üzere olan okur rahat bir nefes alıyor.
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino, Yapı Kredi Yayınları - 252 s.