Sabit fikirli, kafasını tek bir düşünceye takmış her insan, yaşamım boyunca beni çekmiştir, çünkü bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur; işte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar, özel yapıları içinde karınca gibi, dünyanın tuhaf ve eşi benzeri olmayan bir maketini kurarlar.
Dünya savaşlarının birincisinde gönüllü olarak savaş arşivinde memurluk görevi üstlenen Zweig, II. Dünya Savaşı'yla beraber Nazilerin hedefi olan aydınlardan birisi halini aldı. 1933'de Nazilerin yaktıkları kitapların başında Yahudi kökenli Zweig'in eserleri yer alıyordu. Gestapo'nun evini basıp arama yapmasının ardından ülkesi Avusturya'yı terk ederek önce Avrupa'ya, sonra da önce Kuzey sonra Güney Amerika'ya giden Zweig Hitler'in dünya düzeninin kalıcı olacağı inancı ve savaşın ruhunda bıraktığı izler nedeniyle Rio de Jenerio'da karısıyla beraber hayatına son verdi.
Gördüğü felsefe öğrenimi, psikolojiye ve Freud'a duyduğu ilgi vesilesiyle edindiği psikoloji birikimini eserlerinde kullanan Zweig, "Kendileri ile Savaşanlar", "Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski", "Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar" gibi biyografi eserleriyle büyük ses getirmiş; aynı yaklaşımını kurgu metinlerinde de sergileyerek karakter yaratmanın inceliklerini ve önemini göstermiş bir yazar. İşte; Satranç'ın oldukça başarılı bir eser olmasının sebeplerinin başında, görece basit konusu ve sade kurgusuna rağmen, yazarın psikolojik altyapısı sayesinde karakter yaratma konusunda gösterdiği bu başarı geliyor. Öyle ki; kitabı okurken kah anlatıcıyla beraber insanlara sinirleniyor kah diğer karakterlerin yaşadıkları heyecanlara ortak oluyorsunuz, okuduğunuz bir kitap olduğunu unutarak, adeta bizzat yaşıyormuşcasına
Hikaye bir gemi seyahatinde geçiyor; hayatı boyunca "tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanlara" ilgi duyan anlatıcı, tam da böyle bir insan olan yeni dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ve usta bir satranç oyuncusu olan gizemli Dr. B.'nin yollarının kesiştiği bu yolculukta anlatıcının ağzından karakterlerin geçmişlerini öğreniyor ve basit bir satranç oyunu üzerinden insanlık dersleri alıyoruz.
Bütün bu psikolojik yaklaşımın yanı sıra Satranç, karakter ve olayların, yazarın hayatına ve dünyanın o dönemdeki durumuna yönelik taşıdıkları simgesel anlamlar sebebiyle de dikkat çekici bir eser. Sevgili BA, kitap hakkındaki yazısında eserin alegorik çözümlemesini layıkıyla yerine getirmiş -ki konuya dair daha fazla söze mahal bırakmamış. Buradan ulaşabileceğiniz yazıyı okumanızı tavsiye edip, devam edelim.
Eser 1960'da İngilizce'ye Brainwashed olarak çevrilmiş ismiyle Gerd Oswald tarafından sinemaya uyarlanmış. Almanca fragmanını buradan izleyebileceğiniz filmi merak etmemek elde değil zira kitap, olaydan ziyade tasvir ve düşünceler açısından zengin bir eser. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Radyo Trafik'te kitap okumalarına başlayan Okan Bayülgen'in okudukları kitaplar arasında Satranç'ın da bulunduğunu, kayıtların yakında buradan yayımlanacağının duyurulduğunu, sabredemeyenler içinse şuradaki bağlantılardan dinleme imkanının olduğunu belirtmiş olayım.
Zweig geç tanıştığım ancak bu tanışıklığımı mutlaka ilerletmek istediğim bir yazar; Satranç ise kitap tavsiyesi isteyenlere mutlaka önereceğim kitaplardan birisi olarak yer aldı kütüphanemde.