Intro Text

Merhaba! Ben Ömer. Elektrik Elektronik Mühendisiyim. & Aynı zamanda edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

müzik ve edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik ve edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elektronik müzikle aram pek iyi değildir. Çılgın bir Guetta dinleyicisi, artık mutat hale gelmiş bir şekilde her sene konsere gelen Tiesto'nun hayranı falan değilim yani. Sevdiğim şarkıların remix'lerinden de dinlediğim pek azdır. Velhasıl elektronik müzik dinleyicisi değilimdir. Ancak kırk yılda bir özellikle hafif caz tınıları da taşıyan öyle bir şarkı çıkar ki karşıma, bıkana kadar dinlenen şarkılardan olur benim için. Mesela şu düzenleme onlardan biri olmuştur. 

Müzibiyat'a konu olan şarkı ise Berlinli DJ NU'nun Man O To'su. Gerçek ismi Fabian Lamar olan sanatçı, artık nasıl karşılaştı bilinmez, Mevlana Celaleddin Rumi'ye ait Sen ve Ben isimli şiirini alıp enfes bir iş çıkarmış ortaya. 

Biz aslında ne kadar kalabalıkmışız, biz aslında nasıl da özlemişiz birbirimizi... Tarihin, yaşanmışlıkların, en çok da işine öyle gelenlerin oyunlarının etkisiyle nasıl da uzaklaşmışız birbirimizden.

Dört insan canını kaybetti, onlarca insan kalıcı travmaya uğradı, binlercesi yaralandı. Siyaset sahnesinde gücün, her şeyden ama en çok da insan hayatından bile daha önemli olduğuna bir kez daha şahit olduk. Acımız bakidir, yaşananları biz unutsak tarih unutmayacak; gün gelecek, adalet tecelli edecektir. Yegane temennim bu yöndedir.

Hayatın cilveleri hakkında ahkam kesecek değilim ancak insanoğlunun başına ne gelirse gelsin elbet yaşamaya devam etme arzusu her daim şaşırtıyor beni. "Hayat devam ediyor" klişeleşmiş bir kalıptan ziyade iki kere ikinin dört etmesi kadar net bir yargı. Dolayısıyla bir mühlet ara verdiğimiz edebiyat ve blog yolculuğuna kaldığımız yerden değil belki ama  vardığımız yerden devam etme vakti geldi de geçiyor...

Gezi direnişinin edebiyatı nasıl besleyeceği, ne şekilde etkileyeceğini merak ededuralım; direnişteki edebiyat izleri uzun süre yer edecek hafızalarımızda. Yaratıcılığın doruğa çıktığı duvar yazıları, sloganlar bir yana polise kitap okuyan eylemciler, Gezi Kütüphanesi gibi oluşumlar gerçek gücün şiddetten geçmediğini kanıtlar nitelikte. Hele direnişle örtüşen kimi şiirlerin, kimi dizeleri yok mu? Harikulade!

Mor Külhani - Ece Ayhan

Yerçekimli Karanfil - Edip Cansever

Hasan Hüseyin Korkmazgil imzalı "Haziranda Ölmek Zor", Cemal Süreya'nın "Park" şiiri ve daha nicesi örnek gösterilebilir. Tüm hepsi bir yana; direnişle -hele ki ilk günleriyle- örtüşen şiir Nazım Hikmet'in Ceviz Ağacı'dır benim gözümde: İçerisinde ağaç, park ve polis geçen -bildiğim- tek şiir... 

Cem Karaca'nın enfes yorumu şiiri iki kat güzelleştiriyor. Selam olsun cümle direnişçiye, iyi dinlemeler! 




Adımız Miskindir Bizim
Adımız miskindir bizim düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız kamu alem birdir bize
Kamu alem birdir bize


Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun 
Bilenlere selam olsun bilenlere selam olsun
Biz Kimseye Kin Tutmayız

Biz kimseye kin tutmayız
Ağyar dahi dosttur bize
Kanda ıssızlık var ise
Mahalle vü şardır bize

Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize

Vatan bize cennetdürür
Yoldaşımız Kak'dürür
Hak'tan yana yönelicek
Başka yollar dardır bize

Dünya bir avrattır karı
Yoldan iltir niceleri
Sürün gitsin öyleleri
Onu sevmek ardır bize

Dünya haramdır haslara
Helal olmuş nekeslere
Biz dünyayı dost tutmayız
Ol dünya murdardır bize

Yunus eydür Allah deriz
Allah ile kapılmışız
Dergâhına yüz tutuban
Hemen bir ikrardır bize
Şiir severler için ayrı bir yeri vardır Cemal Süreya'nın; yalnızsanız ayrı etkiler şiirleri, sevdiğiniz biri varsa ayrı... Kafanız karışıkken okursanız yine etkiler. Mutluyken, hüzünlüyken; güzel bir kahvaltının ardından örneğin ya da düzene sinirlendiğiniz vakit. Her daim her duruma söyleyecek bir sözü vardır Süreya'nın; adının bir harfini atan adamın.

9 Ocak'ta 23. ölüm yıldönümünüyle bir kez daha büyük sevgiyle yad ettiğimiz usta şairin Sayım isimli şiirini bestelemişti Sezen Aksu, 2011 tarihli Öptüm albümünde. Aksu hakkındaki düşüncelerimi toparlamak zor; siyasi duruşu ve popülaritesi bir yanda, ortaya koyduğu işler diğer yanda... Her ne olursa olsun, sırf bu bestesi için bile -ki daha nice efsane parçaları, şahsım adına nice önemli şarkıları vardır- sevdiğim ve sanatı karşısında şapka çıkardığım bir isim. Beğenelim ya da beğenmeyelim, çağımızın en değerli sanatçılarından birisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. 

Bilmeyene anlatmak zor Cemal Süreya'yı; kimisine iki şiirini okutmak kafidir, kimisiyse tüm şiirlerini okusa da anlamaz. Bilen için de söyleyecek söz yok zaten. Şiir hali zaten insanın ruhuna dokunan Sayım, böylesi şahane bir beste, düzenleme ve yorumla tam damarımıza işliyor; kah hüzünlere kah gülümsemelere gark ediyor dinleyeni. 

Güfte ve bestenin yaratıcılarına bir kez daha minnetlerimi sunarken, sizlere de iyi dinlemeler dilerim! 


Sayım

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni
Çağdaş Türk şiirinin önemli isimlerinden Nazım Hikmet Ran. Şairliği, yazarlığı, siyasi kimliği ve yaşadıkları üzerine söyleyecek pek de söz yok halihazırda, kalbimdeki yeri her daim başka olacak isimlerden...

Zamansız eserlere imza atmış olmanın bir getirisi olarak, şiirleri pek çok şarkıya söz olmuş şairlerden aynı zamanda Nazım. Ezginin Günlüğü, Ahmet Kaya, Cem Karaca, Grup Yorum, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram ve daha nice değerli isim tarafından çeşitli şiirleri yorumlanan şairin oldukça bilinen bir şiirinin, pek de bilinmeyen bir yorumunu paylaşmak istiyorum bu Müzibiyat gönderisinde. 

Özellikle "Yani sen elmayı seviyorsun diye/Elmanın da seni sevmesi şart mı?" dizeleriyle  bilinen Tahir'le Zühre Meselesi isimli şiir Tarık Öcal tarafından bestelenmiş ve ilk olarak Esin Afşar tarafından, kendisinin 1986 tarihli Dün ve Bugünün Türk Şiir ve Ezgileri albümünde seslendirilmiş -ki yorumuna buradan ulaşabilirsiniz. 

Benim paylaşacağım yorumsa Sema & Taksim grubunun Gülnihal isimli albümünden, solist Sema Mortiz tarafından seslendirilen hali. Kendisini tanımayanlara şiddetle tavsiye eder, iyi dinlemeler dilerim! 

Bu şarkının bir de Kadın Hamlet isimli filmde, başrol Fatma Girik'in enteresan oyunculuğu ve  mimikleriyle süslediği bir hali mevcut ki izlemek isteyenleri böyle alalım.

Şiirin tamamına yazının devamından ulaşabilirsiniz.

PİRELİ ŞİİR

Bu ne acayip bilmece!
Ne gündüz biter, ne gece.
Kime söyleriz derdimizi;
Ne hekim anlar, ne hoca.

Kimi işinde gücünde,
Kiminin donu yok kıçında.
Ağız var, burun var, kulak var;
Ama hepsi başka biçimde...

Kimi peygambere inanır;
Kimi saat köstek donanır;
Kimi katip olur, yazı yazar;
Kimi sokaklarda dilenir.

Kimi kılıç takar böğrüne;
Kimi uyar dünya seyrine:
Karı hesabına geceleri,
Gündüzleri baba hayrına.

Bu düzen böyle mi gidecek?
Pireler filleri yutacak;
Yedi nüfuslu haneye
Üç buçuk tayın yetecek?

Karışık bir iş vesselâm.
Deli dolu yazar kalem.
Yazdığı da ne?
Bir sürü ipe sapa gelmez kelâm...
Şüphesiz Türk edebiyatının en önemli şairlerinden birisidir Cahit Sıtkı Tarancı. Hayata 46 yaşında, oldukça genç veda eden ve pek çok şiirinde ölümü konu edinen Tarancı öte yandan yaşama sevinci de sıkça kullanmıştır şiirlerinde tema olarak... 

Abbas isimli şiirde ise ne ölümü ne de yaşama sevgisini işliyor; şairin bir anısından yola çıkarak yazdığı bu şiir, Otuz Beş Yaş kadar bilindik olmasa da şahsi favorilerim arasındadır. Hele ki Fatih Kısaparmak'ın bestesiyle hayat bulan aynı isme sahip parça, özellikle çilingir sofralarımızın vazgeçilmezlerindendir. Ayrıca beste sahibinin yorumu bir yana, Mustafa Keser bambaşka bir ruh katar bu parçaya.